İçeriği ne olursa olsun kişilerarası yaşantıları devam ettirmek ve sorunları çözmek için insanların düşünce alışverişinde bulunmaları yani iletişim kurmaları gerekmektedir.
İletişim, kişiler arasında ortaya çıkan duygu ve düşünce alışverişini ifade eden bir süreçtir.
İnsanlar birbirleri aralarına köprü kuracakları yerde kendilerine duvarlar örerek aslında kendilerini yeni ilişkilere ve iletişimlere kapatıyorlar. Oysaki doğduğumuz andan itibaren
Öfke
Öfke doğal ve gerekli bir duygudur. İlkel bir duygudur ve varlığını sürdürmek zorunda olan eski insandan bugüne, bize ulaşmış bir duygudur.
Öfke doğal bir duygu olmasına rağmen; sosyal insanın etkileşiminde ve topluluk içindeki ikili ilişkilerinde, evlilikte, flörtte, arkadaşlıkta, dostlukta kabul görmeyen ve dışlanmaya neden olan bir hale ulaşırsa üretmeyi ve sevmeyi engeller. Özellikle küçük yaşlardan başlayarak öfke, aile içinde dahi hoşgörüyü zorlamakta ve kötü bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Buna rağmen yaşamımız boyunca birçok kez yoğun öfke duygularını deneyimleriz. Kendi kendimize bu duygu ile ilgili gerekçeler yaratır mantık sınırlarına sokmaya çalışırız. Gerçekçi olmayan, abartılmış, bizi içerden yıpratan, engellemekte zorluk çekilen, başkalarına zarar verebilen, patlayıcı ve kontrol edilemeyen öfke hem kişinin kendisi hem de etrafındakiler için bir sorun yaratır.
Böyle bir durumla “nasıl başedilir”, “yangın nasıl söndürülür” diye merak edilebilir. Duygulanımın ve davranışların nasıl kontrol edilebileceğinden şüphe duyulabilir. Kişinin zihninde şu anda bu tip sorular varsa terapide ilk aşama sağlanmış sayılır çünkü farkındalık terapi için itici gücü oluşturmuştur bile. Aslında günlük yaşamda çoğu kez farkına varmadan ve bilmeden öfke kontrolünü uyguluyoruz. Ancak bazen bize göre haklı olduğuna inandığımız gerekçeler göstererek öfke konusunda kontrol zorluğundan yakınabiliriz. İşte bu aşamada terapi devreye girer.
Bütünleyici bireysel terapi kullanılarak; danışan ve terapist el ele verir ve belirgin bir davranış paterni oluşturabilirler. Bu sayede kişinin kendisini zora sokmayacağı olumlu bir davranış tipine ulaşması sağlanır. Bu uzun ve sabır dolu bir analiz ve terapi sürecini gerektirir. Hemen tüm bütüncül terapi yöntemlerinin belirli aşamalar içinde uygulanmasını gerektirir. Çocukluktan beri iç sisteme yerleşmiş, kronikleşmiş öfke reaksiyonu, el şıklatması kadar kısa bir sürede ortadan kaldırılıp çözümlenebilecek bir davranış tipidir.
Baltamızı Bilemek
Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş. Bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç olarak ikinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş.
Birinci adam öfkelenmiş:
” Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?”
İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş:
” Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip
baltamı biliyordum. Daha az çaba gösterilse de keskin baltayla daha çok ağaç kesilir.”
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.
Delphi’deki ünlü tapınakta Sokrat’ın şu sözü yer alır:
“İnsan, Kendini Tanı”
Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark olmaması anlamına gelir.
Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı ve mutlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.
Mutluluğun İpuçları
Hayat şartları ağır, moraliniz bozuk ve yaşamınızda her şeyin çok kötü gittiğine inanıyorsunuz… Şimdi bunları düşünmekten vazgeçin! Sizin için hazırladığımız birkaç küçük öneriyle hayatınızı daha neşeli hale getirebilirsiniz.
Kendinizi Şımartın More »
Yaşadığınız anın değerini bilin.
Birçoğumuz mutluluğu ileride yakalayacağımız, iyi bir işe, eve ya da eşimiz olduğunda sahip olacağımız bir duygu olarak düşünürüz. Ancak bu hedeflerimize ulaştığımız zaman, mutluluğumuz genellikle kısa sürer ve mutlu olmak için yeni bir hedefin peşinde koşmaya başlarız: Evimizi yenilemek ya da güzel hediyeler almak. Bu nedenle, piyango kazanmak ya da terfi etmek gibi olaylar gerçek değil yapay mutluluğa neden olurlar.
Yaşamınızda sevdiğiniz şeylerin bir listesini çıkarın ve zaman zaman bunları kendinize hatırlatın!
Sürekli geleceği düşünmeyi önlemek için yaşamınızın şu anki halinin de değerini bilmeniz gerekiyor. Çoğumuz yaşamımızda yanlış giden şeyleri daha çok önemser, güzel şeylerin farkına bile varmayız. Ancak, en kötü durumda bile mutluluk getirecek küçük bir yön bulunabileceğini unutmayın…
Aktif olun…
Yaşamınızdaki her şeyin doğru olduğunu düşündüğünüz zamanlar mutlaka olmuştur: Belki bütün gün dağda kayak yaptınız, parkta dolaştınız, sararmış yaprakların fotoğrafını çektiniz. Günü sevdiğiniz bir etkinlikle geçirdiniz ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamadınız. Boş oturmak yerine, zevk alacağınız bir hobi bulmaya çalışın. Çocukken hoşunuza giden oyunlar, spor, seramik, resim… Bunları denemenizde yarar var.
Seçeneklerinizi gözden geçirin.
Mutlu ve mutsuz insanlar arasındaki önemli bir fark, seçeneklerin farkına varıp varmamaktır. Aynı işyerinde çalışan ve patronu memnun etmenin çok zor olduğunu düşünen iki çalışandan biri durumunun umutsuz olduğunu düşünürken, diğeri terfi etmeyi ya da başka bir iş yerine geçmeyi düşünebilir. Umutlu olan çalışan belki aynı iş yerinde çalışmaya devam edecek, ancak bunun kendi seçimiyle olduğunu bildiği için diğerinden daha mutlu olacaktır.
Daha fazla seçeneğiniz olduğunu hissettiren arkadaşlara ve hobilere sahip olmak, mutluluk yolunda herkesin atması gereken bir adım. Araştırmalar, bilgisayar kullanan insanların kullanmayanlara oranla daha mutlu olduğunu ortaya koyuyor. Bunun nedeninin, bilgisayar kullananların bazı imkanların farkına varabilmesi olduğu söyleniyor. Bilgisayar kullanarak sizinle ortak ilgi alanlarına sahip insanları da bulabilirsiniz.
İlişkilerinizde ‘karşılık’ beklentisinde olmayın.
Aile ya da arkadaşlarınızla çok yakın bir ilişkiniz olması, mutlu olmanız için gerçekten çok önemli bir unsur. Ancak çoğu insan bu yakın ilişkilerin bize getirdiklerinden çok, bizden alıp götürdükleri üzerine yoğunlaşıyor. Karşınızdakinden daha az beklentiniz olursa, söyledikleri güzel bir söz bile sizin mutlu olmanıza yetecektir.
Kısacası, mutlu olmanın koşulu yeni şeylerin peşinde koşmaktan çok, anın ve sahip olunanların değerini bilmek ve kendinizle barışık olmaktır…
Empati tıpkı iyi bir dinleyici olmak gibi, başkaları ile iletişim kurmak için gereken en temel yeteneklerden birisidir.
Empati karşınızdaki insanı onun gözleri ile dünyayı görebilecek kadar iyi algılayabilmek ve onun dünyasına girebilmek demektir. Öylesine yoğun bir şekilde dinlersiniz ki More »
AİLEDE İLETİŞİM SORUNLARI,NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Günümüzde aile-içi iletişim çok önemli olduğu halde yeterince üzerinde durulmayan bir konudur. Bir çok sorunun temelinde More »
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
“Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, “kendine iyi bak” derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. “Bitti” diyemedikleri için, “kendine iyi bak” derler. “Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. “Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. “Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. “Kendine iyi bak” deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden…, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….
Peki o zaman… Senin istediğin gibi olsun… Öyleyse…Sen de “Kendine İyi Bak.”
“Kendine Iyi Bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.
Yazanın ellerine sağlık …. Harika bir deyiş…