Kişinin fiziksel gücü veya parasının çokluğu onu güçlü kılmaktan artık çok uzaktır.Günümüzde ve gelecekte güçlü olabilmek için iyi bir iletişim kurmamıza bağlıdır.İyi iletişim kişiyi güçlü kılar.Peki iyi iletişim nasıl olmaldır.İyi bir iletişimin en önemli adımı iletişimin ne olduğunu bilmektir.İletişim, senin ne anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır.
İletişim araçlarını nasıl kullandığı, kişinin kendisini nasıl ifade ettiği, aile içinde, sosyal ilişkilerindeki bireyi güçlü ya da güçsüz kılmaya başladı. Peki bizler nasıl iletişim kuruyoruz? En basiti kendimizle, ailemizle, çocuklarımızla iletişimimiz nasıl?
İletişim, senin ne anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır. Bizler çok konuşmanın, her şeyi olduğu gibi anlatmanın iletişim olduğunu düşünürüz. Ama bilmeyiz ki ne kadar anlatırsam anlatayım, benim anlattığım karşımdakinin anladığı ile sınırlıdır.Karşıdakinin neyi algıladığı önemlidir.
Size bir yardım talebinde bulunsam: “Ben çok yoğun çalışıyorum, bu yüzden yardımcıya, bir bakıcıya ihtiyacım var. Bakımı yapılacak kişi yürüyemiyor, bu yüzden devamlı yatakta. Tuvalete gidemediğinden çok iyi bakılmalı. Ağzında dişleri yok, yemeğinin mikserden geçirilmesi gerekiyor. Bazen geceleri bir anda uykudan uyanıp garip sesler çıkarıyor. O anda yanında olmak gerek. Konuşamıyor da, derdini anlatamadığı için genelde sinirli.” Bu satırları okurken algınızda ne şekillendi acaba? Yaşlı, yatalak bir hasta, değil mi? Yanıldınız, söz konusu kişi 5 aylık bebeğine bir bakıcı arıyor. Görüyorsunuz ki, iletişim anlatılan değil, anlaşılandır. Hayat ne anlattığınızdan ziyade, nasıl anlattığınıza cevap verir.
İç İletişim
Kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu iletişim neyse, dış dünyada da onu arar. Bizler dünyaya geldiğimiz andan okul öncesi döneme kadar anne-baba ve yakınlarımızın bizle kurdukları iletişimle sınırlanırız. Bir de doğuştan gelen huylarımızla yoğururuz bu sınırları. “Oraya gitme, büyüklerinle böyle konuşma, otur dedim sana, bunu yapmazsan görürsün bak neler olacak, erkek adam ağlamaz, kız çocuğusun sen!” ve benzeri milyonlarca yönerge… Daha bu zamanlarda ne yapmamamız gerektiğini öğrenmeye başlarız. Bizi nasıl yetiştirirlerse ileride kendi çocuklarımıza da benzer davranışlar sergileriz. Beynimiz olumsuz iletişim şekillerinde cevap vermez. Bunu da çoğu kimse bilmez. Örneğin; yeni yürümeye başlamış çocuğunuz yanan kalorifere ilerler ve ona dokunursa canı yanar ve tepki verir, “üff” der, bir daha oraya yaklaşmaz. Peki aynı yaşta başka bir çocuk kalorifere doğru giderken anne ya da babası dur, gitme, elleme orayı derse çocuk gözünüzün içine baka baka gider ve dokunur. Ayrıca devamlı size bakıp aynı şeyi yapmaya ve sizi kızdırmaya devam eder. Buradaki iletişimde ne yapmaması gerektiği verilmiş ama ne yapması gerektiği verilmemiş. Beyin olumsuz yaklaşıma cevap vermez. Örneğin; gelme, oturma, benimle böyle konuşma, ödevlerini yapmadan çıkma, akşamları eve geç gelme gibi direktiflerin sadece olumlu kısımlarını alır, diğerlerini siler atar. Yani; otur, gel, konuş’ları alır, -me -ma olumsuz eklerini siler atar.
Şimdi küçük bir uygulama deneyelim. Aşağıdaki iki komutu alın, daha sonra gözlerinizi kapayıp bu iki komutu düşünün. 1. Evinizi düşünmeyin? 2. Kendinizi kırmızı bir arabanın içinde hayal etmeyin?. Gözlerinizi açtıysanız devam edebiliriz. İstemeseniz de hayal etmemeyi başaramadınız ve durum gözlerinizin önünde canlandı, öyle değil mi?
Olumlu yaklaşım, olumlu davranışların artmasını sağlar. Neden yemek yemiyorsun, bu çocuk çok sakar, geç gelmeni istemiyorum, yaramazlık yapma gibi örnekleri çok kullanırsanız devamlı bu davranışlarla karşı karşıya kalırsınız. Bunların yerine; bugün evde bana yardımcı olman beni çok mutlu etti, erken geldiğin için teşekkürler, bak oyuncaklarını toplayınca birbirimizle sohbet etmeye vaktimiz kaldı gibi ifadeler iletişimi güçlendirecek, çok daha yapıcı sonuçlar doğuracaktır.
Çocuklarla iletişim kurmak için verilen bu örnekleri ailenizde,işyerinizde ve arkadaş çevrenizde uygulamalısınız.Unutmayalım;İletişim, senin ne anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır.
Trackback URL
Trackback Note