Hakkımda

Eğitimciyim. Trafik & Eğitim üzerinde çalışmalar yapmaktayım. Halen Trafik ve Direksiyon Öğretmeniyim. Özellikle Trafik konusunda öğrenilmiş yanlışlıklar var. Bu beni çok rahatsız ediyor. Amacım hem Trafik konusunda hem de Kişisel gelişim konusunda doğruları sizlerle paylaşmaktır.

Site hakkında

Trafik kuralları, trafik eğitimleri, özel direksiyon dersi, trafik işaretleri, sürücü kursları, ehliyet, direksiyon eğitimi, pratik bilgiler...

kendini geliştir 2

Kendi İşini Kendin Yap

Dünya bir gemiyse, bir o gemideki kayıkçılarız. Önce işe kürek çekmekle başlarız. Avladığımız balıklarla karnımızı doyurur, fazlasını satarız. Sattığımız balıklardan kâr elde edersek mesela önce teknemize bir motor taktırırız. Bu şekilde hem daha hızlı olacağımızdan daha çok balık avlarız, hem de daha az yoruluruz. Avladığımız balıklar arttığından daha çok balık satar, daha çok kazanırız… Ve bu böyle sürüp gider…

Hayat da işte böyle özetlenebilir. Mutlaka kazanmak ve ilerlemek gerekir. Çünkü ilerlemeyen şey ölüyor demektir. O zaman Devamını oku…

Evlilikte Doğru İletişimin Kuralları

Evlilikte Doğru İletişimin Kuralları
 

KURAL 1: Önce arkadaşlık! Hatta arkadaşlık öyle ön plana çıkmalı ki aşk ancak arkasından gelmeli. Çünkü, romantik aşkın kıvılcımı söndüğünde arkadaşlık ateşinin kalpleri ısıtıyor olması lazım.

KURAL 2: Önemli konuları karşınızdaki insanın işi başından aşkınken gündeme getirmeyin. Sizin birinci önceliğiniz belki de o sırada karşınızdaki insanın birinci önceliği değil. Hele işi başından aşkınsa, yoğunsa, kafasına iş takılmışsa … Oysa siz, gerekli ilgiyi göstermediği sonucunu -yanlış da olsa- çıkaracaksınız. Bekleyin … Doğru zamanı yakaladığınızda konu orada çözülecektir. Yanlış zamanlama yüzünden çözümlenemediğinde içinizde büyüyecektir. Çözümlenemeyen sorunlar zamanın geçmesiyle beslenerek büyür.

KURAL 3 : Ön fikirli olmayın, yani karşınızdakini “peşin hükümle” haksız ilan etmeyin. Örneğin; “Sen anlaşılmazsın” yerine “Ben seni anlamakta zorlanıyorum” demeyi tercih edin. Aslında böyle yapınca karşı tarafın savunmasını kırıyor ve onu açık olmaya zorluyorsunuz. Karşınızdakinin lafını ağzına tıkamaktansa cevap almaya bakın.

KURAL 4 : Ne istediğinizi tam olarak bilin. Karşınızdakinden şikayet edeceğinize, siz tam olarak ne istediğinizi söyleyin ve karşınızdakinin buna tepkisinden hareket ederek yolunuza devam edin. Sonuçta sizin kafanızın içinde ne olduğunu bilemeyebilir. Genellikle tartışmaların başlama nedeni, birisinin sevgi arayışı, ilgi ve alâka isteğidir. Ne istediğinizi tam olarak bilin ve onu isteyin. Sevgi dilenmek için rol yapmayın.

KURAL 5 : Karşınızdakinin istek ve duygularına kilitlenin. Birisi sizi suçladığında hemen olayın kendi tarafımızdan görünen boyutunu anlatmaya başlarız. Bu hepimize normal gelir ama aslında bu bir savunma mekanizmasıdır. Ne yapabileceğinize dair sorular sorun. Savunma dürtüsü kendine güven eksikliğinden doğar ve asıl konudan uzaklaştırır.

KURAL 6 : Bir seferinde bir konuyu tartışın. Bunu “bir sefer bir konuyu tartışın” şeklinde de yazabiliriz. Çünkü genelde bir tartışma sırasında ondan evvelki on tartışmanın da hesabı ortaya çıkar. Bu durumun işleri kolaylaştırmadığını hepimiz biliyoruz. Doğru söz ayrıca savunma istemez.

KURAL 7 :Tam olarak neyi kastettiğinizi açık edin. Mesela eşiniz bir köşeye çekilmiş sessiz sessiz duruyor. Bu şartlarda “Bana mı sinirlendin?” diye sorarsınız veya “Sen niye sinirlisin?” diye mi? Bana mı sinirlendin? demek daha akıllıcadır. Size olmayabilir ve açılır derdini anlatır. Eğer sizeyse ne olduğunu konuşursunuz. Oysa, “niye sinirlisin?” demenizin altında “Sen sinirlisin” düşüncesi yatıyor. Konuşurken ince ayar önemli!

KURAL 8 : Karşındakini dinleyin. Bu kadar basit. Çoğu zaman karşınızdaki insanın tek istediği onu dinlemenizidir. Dinlediğinizden ve ne dediğini anladığınızdan emin olduğunda mesele kalmayacak.

KURAL 9 : “Sen” yerine “Ben ” kullanın. Kural basit … Hep geç kalıyorsun yerine  ” “Beklemekten haz etmiyorum” veya “Dağınıksın” yerine “Arkanı toplamaktan yoruldum” gibi. Kendinizi nasıl hissettiğinizden sadece siz sorumlusunuz!

KURAL 10 : Talimat vermeyin, rica edin. Talimatla rica arasındaki fark; Talimat yerine gelmezse cezası vardır. Mesela bir somurtma, bir hareket, sessizlik, sırt dönme. Oysa ricaların cezası yoktur ve belki de bu yüzden rica ettiğinizde her şey daha kolay olur. Gerçek rica kimseye sorumluluk yüklemez.

KURAL 11 : Karşınızdakine cevap vermek yerine tepki göstermeyi seçmeyin. Tepki, harekettir; birisine ağzınızı açmadan bir duyguyu iletirsiniz. Cevap vermek ise sözel bir eylem.  Konuşmaya davet ediyor. Hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda tepki değil cevap verin.  Böylece sorun, anlaşılmaz bir durum, bir bilmece olmaktan çıkar.  Tepki verirseniz karşılığında tepki alırsınız ve neticede hedeften uzaklaşırsınız.

KURAL 12 : Duygularınız sizi yanıltmaz. Çatışmanın nedeni duygu değil sizin o duygu karşısında verdiğiniz tepkidir. Duygu ile düşünceyi ayırabilmek gerekiyor. Hem kendimiz hem de karşımızdaki için. Sevdiği insan eve çok geç gelirse herkes sinirlenebilir, kırılır, üzülür. Ama  bu hissi doğal karşılayıp konuşmak gerek. (O içeri girer girmez üzerine saldırmak yerine). Hissetmek, insan olmanın bir parçası. Hislerinizi değil, tepkilerinizi tartın.

KURAL 13 : Anlayışlı olun! İnsanlar bir fikri defalarca dile getiriyorlarsa “anlayış” arıyorlar demektir. Yani mutlaka sizinde onlarla aynı fikirde olmanız gerekmiyor.  Karşı tarafı anlıyor olmanız yetecektir. Bir çocuk düşünün, “Senden nefret ediyorum” diye ağlıyor. Siz ona kırılacağınıza çocuğun nasıl mutlu olacağını düşünürsünüz, öyle değil mi? İşte anlayışlı olmak bu. Her zaman aynı düşüncede olmak gerekmez, ara sıra anlayış göstermek çok işe yarar.

KURAL 14 : Eşiniz, “Hayatım” dediğinde oradaki “Hayatım ” ın gerçek anlamını yakalamaya çalışın. Kavga ederken bile söylenen “Ama hayatım anlamıyorsun vallahi” formülünde karşınızdaki size bir mesaj vermeye çalışıyor ve aslında size “hayatım” derken o kendi hayatını dile getiriyor. O hayatı görebilmeniz önemli. Her tartışmanın altında bastırılmış bir istek vardır. Onun ne olduğunu bulun.

KURAL 15 : Eşinize duygularınızın ne olduğunu, o duyguyu hisseder hissetmez söyleyin. Türk filmlerinde çok olur, biri “akım” derken diğeri başka bir şey anlar. İnsan karşısındaki hakkında aslında doğru olmayan bir hisse kapıldı mı ayıkla pirincin taşını! Bu his geldiği anda işin aslını ortaya çıkartmak gerek, o nedenle duygu hissedilir edilmez verdiğiniz tepki dile getirilmeli. Tabii bu işin bir istisnası var; eski kavgalar. Mesela kendinizi evde yalnız hissettiniz diye, “Sen zaten iki ay önce eve de sabaha karşı gelmiştin” diye başlamamak lâzım. Bir anda bir insan yada bir durumun sizi çok kızdırması güç ama birikmiş kızgınlığı patlayabilir.  Bardağı taşıran son damla durumlarını yaşamamak için bardağın dolmasına izin vermemek gerekir.

KURAL 16 : %100 dürüst olun. ve bu da günde 24v saat sürsün. Veya %99.99 dürüst olun. “Bugün suratın hasta gibi görünüyor” demenin alemi yok! Ama eşiniz ona karşı hep açık olmadığınızı bilirse ve ilişki dürüstse arada sağlam bir güven ilişkisi oluşuyor. Bilmek istediğinizi sorun! Dürüst olun ki güven olsun. Güven olsun ki arkadaşlık doğsun ki Arkadaşlık olsun ki uzun bir ilişkinin tadı olsun!

KURAL 17 : Ara sıra işi şakaya vurun. Aranızda yaptığınız konuşmalar mahkeme tutanağı değil! Bazen yerinde bir espri her şeyi yumuşatır. Kadın; bu huyun böyle devam ederse bende çeker giderim!  Adam; Nereye gidiyorsun, bende geleyim … Gülümseten cevaplar işi kavgadan çıkarır, meseleye yapıcı yaklaşım sağlar.

KURAL 18 : Falcılık yapmayın. Bir insanı ne kadar yakından tanırsanız kafasından geçenleri o kadar rahat okumaya başlarsınız.  Ancak önemli konularda işin bu yönüne fazla güvenmemek gerek. Ya yanlış okumuşsanız. Konu önemliyse sormaktan çekinmeyin, sorun. Durum apaçık belli olsa bile, işin doğrusunu sormak aslında yanlış bir düşünceyle yola devam etmekten kat be kat iyidir

KURAL 19 : Ana yoldan sapmayın! Bazen birisine -kırılıp, üzülecek diye- söylememiz gereken bir şeyi söylemeyiz. Ama söylememiz gerekebilir. Burada izlenmesi gereken yol; ilk önceliğimizi ortaya koymak. Söylemesi zor bir şeyi anlatmadan önce bir açılım yapabiliriz. Seni çok seviyorum, senin için en iyisini istiyorum, bu konu aramızı bozsun istemiyorum. Zor şeyi söylemeden önce karşınızdakine olan zaafınızı ortaya koyarsanız iki tarafın da işi kolaylaşır. Sevdiklerinizle zor konuları konuşurken duygularınızı dile getirin. Getirin ki, tartışmalar sizi beraber kılan sevgiden ayırmasın.

KURAL 20 : Lâfı dolandırmayın. Yani size yazdığımız bu 20 altın kuralı mutlaka uygulayın. Ve asla unutmayın; Sevenler arasında iletişimin üç büyük temel kuralı vardır : Duygular, duygular, duygular …

Başarılı İletişimin Temel Kuralları

Başarılı İletişimin Temel Koşulları
  
İnsanlarası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Başarılı bir iletişimin temel koşulları şunlardır:

1. Karşımızdaki kişilere saygı duymak; onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.

2. Gerçekçi ve doğal davranmak; abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.

3. İletişimin belki de en önemli ögesi empatidir. Empati kavramını, dış dünyayı karşımızdakinin penceresinden görmeye çalışmak olarak tanımlayabiliriz. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimin gücünü arttırır ve karşılıklı anlaşılma mesajlarının aktarılmasına olanak sağlar.

İLETİŞİM SADECE KONUŞMA DEĞİLDİR
Konuşmak ihtiyaç olabilir, fakat susmak bir sanattır. Madamme De Stael
İletişim aynı zamanda;
* Ne söyleyeceğimizi bilmek,
* Bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına,
* Nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek,
* En iyi nasıl söyleneceğini düşünmek,
* Olayları basitçe anlatabilmek,
* Akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek,
* Dikkati yoğunlaştırmak ve verdiğimiz mesajların alınıp alınmadığını farkedebilmektir.

İletişimde temel ilke kabul etmedir. Başkasını olduğu gibi kabul etmek, onu gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek, sevildiğini de hissetmektir. Ancak “kabul etme” kavramı, karşımızdakinin söylediği her şeyi onaylama, ileri sürdüğü fikirlere katılma veya tüm yorumlarını kabullenmeyle karıştırılmamalıdır. Burada sözü edilen; düşünce, fikir ya da yorumlarda tümüyle zıt kutuplarda bile yer alsak, karşımızdakinin duygularını anlama ve saygı gösterme çabasıdır. Kişiyi söyledikleri, düşündükleri ve hissettikleriyle birlikte bir birey olarak kabul etmek, onun bireyselliğine, farklılığına ve tekliğine saygı göstermek, söylediği her şeyi kendi değer sistemimizde onaylamamızı ve kabullenmemizi gerektirmiyor. Kendimiz için yanlış bulsak bile, her insanın kendine özgü oluşunu yadsımadan, onu kendimize uydurma çabasına girmememiz onu kabul ettiğimiz anlamını taşır. Voltaire’in dediği gibi “söylediklerini kabul edemem, ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim”…

İLETİŞİM SİSTEMİNİN TEMEL ÖGELERİNDEN BİRİ DE DİNLEMEDİR
İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolları ve bedeniyle yaptıklarını da “duyar”; çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, ses tonu gibi sözsüz mesajlar da iletişimin bir parçasıdır. Hatta bazen tek başına iletişimdir.

Sözlü iletişimde, iletişim içinde olan insanların birbirlerini “duyduklarını” anlatmak için kullandıkları çeşitli yöntemler vardır. Bunların kullanılış biçimi, iletişimin gücünü ve süresini belirler. Bu bölümde dinleme becerileri ve yöntemlerine kısaca değineceğiz. Bunları okurken, kendinizi ve iletişim tarzınızı düşünmeninizi öneririm. Siz günlük yaşamınızda en sık hangi dinleme yöntemini kullanıyorsunuz? Zaman zaman konuşmanın tıkandığını hissediyor musunuz? Bu tıkanmayı en çok hangi yöntemde yaşıyorsunuz? Kuşkusuz günlük yaşam içinde mola vererek kendimize bakmak, her zaman yaptığımız ya da yapabildiğimiz bir davranış değil. Ama bazen kişinin kendini, ilişkilerinde hangi konumda olduğunu sorgulayan bir gözlükle değerlendirmesi, güçlük yaşadığı durumları farketmesine ve yeni çözümler üretmesine olanak sağlayabilir. Aklınızda bulunsun….:-)

1. Pasif (Edilgin) Dinleme;
Sessizlik, karşımızdaki kişiye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve bizimle duygularını daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü sözsüz bir iletidir. Ancak bir tehlikesi, her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatimizi verdiğimizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, gerçekten dinlediğimizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermekte yarar olabilir. Kabul tepkileri (baş sallamak, gülümsemek, kaş çatmak, vb.) uygun zamanda kullanılırsa, anlatanı gerçekten duyduğumuz mesajını verirler.

2. Kapı Aralayıcı Mesajlar;
Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye gereksinim duyabilir. Bu tür bir destekleme için verilen mesajlara, kapı aralayıcılar denir;
“Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?”
“İlginç, devam etmek ister misin?”….gibi mesajlar, doğru kullanıldığında iletişimin sürmesine yardımcı olabilir.

3. Etkin (Katılımlı) Dinleme;
Sessizlik, kabul tepkileri ya da kapı aralayıcıların dinleyenin, anlatanı anladığını göstermesi konusunda sınırlılıkları vardır. Dinleyenin, anlatanı yalnızca duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını iletebilmesine olanak sağlayan etkin dinleme, en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.
En temelde, konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin (katılımlı) dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir.
Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür.
Etkin (katılımlı) dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir. Sorumluluk, anlatana bırakılmıştır. Dinleyen sadece anlatanın, kendi çözümlerini bulmasına “yardımcı” olma çabasındadır.
Buraya kadar insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahip kavramlar ve yöntemler üzerinde durdum. Bundan sonraki bölümde, özel olarak çocuğunuzla iletişiminizde size küçük katkılar sağlayabileceğini umduğum örnek ve açıklamalara değineceğim. Bunları izleyerek, etkin (katılımlı) dinleme konusunda daha fazla fikir sahibi olabilir ve çeşitli durumlarda nasıl kullanılabileceğini görerek, kendi yaşamınıza dönük çıkarımlarda bulunabilirsiniz.

Çocuklar dinlenmemeleri ve ciddiye alınmamaları konusunda oldukça duyarlıdırlar. Dinlenmediklerini hemen farkederler. Anne-babalarından karşıt görüş duymayı, dinlenmemeye tercih ederler. Anne-babasının kendini gerçekten duyduğunu farkeden çocuk, sevildiği, önemsendiği ve anlaşıldığı duygusunu yaşar ve kendini rahat hisseder. Bu, çocuğun benlik saygısının ve anne-babasıyla yakınlığının artmasına ve aile içi iletişimin güçlenmesi ve sürekli olmasına zemin hazırlar. Unutmayın!…çocuklar, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, kendilerini ifade edebilmek için anne-babalarının yardımına gereksinim duyarlar.

Bu bölümde aynı konuşmanın iki değişik şeklini birlikte vererek, etkin dinlemenin üstünlüğünü ve nasıl kullanılabileceğini örneklemeye çalışacağım.
—Yarı dinlemek yerine…
- Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
- Baba (gözü televizyondaki maçta): Seni duyuyorum…Devam et.
- Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana bir kez daha vurdu. Baba!! Dinliyor musun???
- Baba (gözünü televizyondan ayırmadan): Kelimesi kelimesine dinliyorum.
- Çocuk: Hayır dinlemiyorsun!!
- Baba: Hayır hem dinleyip hem de maçı izleyebilirim. Sen devam et anlatmaya.
- Çocuk: Boşver!!!!

—Tüm dikkatinizi vererek dinleyin…
- Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
- Baba (tv’den başını kaldırıp çocuğa bakarak) Evet canım.
- Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana hem de daha sert vurdu. O çok kötü biri!
- Baba: Kaşlarını çatar…Başını sallar
- Çocuk: Biliyor musun, bundan sonra Hasan’la oynayacağım. O insanlara yumruk atmıyor.
İletişimi, dikkatini vererek değil de, sadece sesiyle katılan biriyle sürdürmeye çalışmak cesaret kırıcı olabilir. Dertlerinizi sizi gerçekten dinleyen birine anlatmak çok daha kolaydır. Bazen ebeveynin bir şey söylemesine bile gerek yoktur. Çoğu kez, bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, ona duygularının anlaşıldığını hissettiren, sıcak, sessiz bir ortam ve göz kontağıdır.

—Duyguyu reddetmek yerine…
- Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
- Baba: Bu kadar üzülme tatlım. Ağlama! Bu sadece bir kaplumbağa.
- Çocuk: Üüüüüüüüüüüü
- Baba: Kes şunu!!! sana başka bir kaplumbağa alırım.
- Çocuk: Başka bir tane istemiyorum!!!!
- Baba: Bak, çok mantıksız davranıyorsun!!!

—Duyguyu isimlendirin…
- Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
- Baba: Yoo olamaz, ne kadar kötü.
- Çocuk: O benim arkadaşımdı.
- Baba: Bir arkadaşı kaybetmek çok acı verebilir.
- Çocuk: Ona bir sürü oyun öğretmiştim.
- Baba: İkiniz beraber bayağı iyi vakit geçiriyordunuz.
- Çocuk: Onu hergün beslerdim….:(
- Baba: O kaplumbağayı gerçekten seviyordun….:)

Ebeveynler çocuklarını yaşadığı duyguya isim verdikleri koşulda, onun bundan olumsuz etkilenebileceği kaygısını yaşayabilirler. Ancak çocuğu olumsuz duygusundan uzaklaştırma çabasına -yaşadığı duyguyu inkar ederek- girdiğimizde, o daha çok üzülür. Oysa tam tersine çocuk, hissetmekte ve düşünmekte olduklarını, kısaca o anki yaşadıklarını, sözcükler halinde duyduğu zaman rahatlar. Bir başkası, onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir.

—Açıklama ve mantık yerine…
- Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
- Anne: Hiç kalmadı hayatım.
- Çocuk: İstiyorum, istiyorum işte!!!
- Anne: Daha şimdi sana evde hiç kalmadığını söyledim!!! Gevreklerden al biraz.
- Çocuk: HAYIR…MISIR İSTİYORUM..!!!
- Anne: Bak şimdi tam bir bebek gibi hareket ediyorsun!!!
—Çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun…
- Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
- Anne: Keşke senin için evde birazcık kalmış olsaydı.
- Çocuk: Onlardan istiyorum….:(
- Anne: Ne kadar çok istediğini duyuyorum….:)
- Çocuk: Keşke şimdi olsaydı….:(
- Anne: Şöyle kocaman bir kutunun içinde bir sürü patlamış mısır belirmesini sağlayacak sihirli gücüm olmasını isterdim…)
- Çocuk: O zaman… belki biraz gevreklerden alırım….:)
Çocuklar elde edemeyecekleri bir şey istedikleri zaman, yetişkinler çoğunlukla, çocukların isteklerine ulaşamamalarına mantıklı açıklamalar getirerek karşılık verirler. Ama çocuklar, çoğu kez, açıklama yapıldığı oranda isyankar davranırlar. Bazen, sadece, bir şeyi ne kadar çok istediğinizi anlayan birinin olması, gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırır.

—Sorular ve öğütler yerine…
- Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
- Anne: Kaybetmediğine emin misin?
- Çocuk: Hayır kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstündeydi.
- Anne: Eğer eşyalarını orada burada bırakırsan ne olacağını bekliyorsun ki! Önceden de eşyaların başkaları tarafından alınmıştı. Bu ilk değil! Sana her zaman değerli eşyalarını sıranın içine koymanı söylüyorum. Senin sorunun beni hiç bir zaman dinlememen!!!
- Çocuk: Üffff…Beni rahat bırak!!!!
- Anne: Küstahlaşma!!!
—Bir sözcükle onaylayın (öyle mi?…hımmm…gibi)…
- Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
- Anne: Öyle mi?
- Çocuk: Tuvalete giderken sıramın üzerindeydi ve biri onu almış.
- Anne: Hııımmm
- Çocuk: Bu üçüncü kalem çaldırışım oldu.
- Anne: Yaaa
- Çocuk: Biliyorum. Bundan sonra sınıftan çıkarken, kalemlerimi sıramın içine koyacağım. Sen bana bunu söylemiştin.
- Anne: Tamam canım…:)

Herhangi bir tarafından sorgulandığı, suçlandığı veya öğüt verildiği zaman, çocuğun yapıcı ve olumlu düşünmesi zordur. Basit bir “yaaa…hııımmm…anlıyorum….” bile bazen çok işe yarar. Bu tür onaylamalar, anlayışlı, sıcak bir “hımm” la da pekiştirildiğinde, çocuğa kendi duygu ve düşüncelerini keşfetmesi için ortam hazırlar ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlar.
Günlük yaşam içinde anne-baba-çocuk üçgeninde yaşanan, “yap”lar, “yapma”lar, ağlamalar, bağırışlar, isyanlar, yüksek ses tonu, kızmalar, küsmeler, cezalar, tehditler…vb. davranış ve tutumlar zaman içinde ilişkileri uzak ve tek yönlü iletiler haline getirebilir. Oysa iletişim, karşılıklı mesaj akışı anlamını taşır. Güç mücadelesine girmek yerine, pratik ve daha az yorucu olan yöntemi seçmeye ne dersiniz?

—Bunun yerine…
- Baba: Banyoda işin bittikten sonra ışığı söndürmeni sana kaç kere söylemek zorundayım!!!
—Durumu anlatın…
- Baba: Banyodaki ışık açık kalmış.

—Bunun yerine…
- Anne: Şu köpeği hala dışarı çıkarmadın. Bir köpeğin olmasını hak etmiyorsun!!!

—Durumu anlatın…
- Anne: Fatoş, Elvira kapının dibinde bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyor.
İnsanlar size nerede hatalı olduğunuzu söylerken, gerekeni yapmak zordur. Yetişkinlerin sorunu dile getirip, açıklık kazandırmaları, çocukların o anda yapmaları gerekeni, kendi kendilerine bulmalarına yardımcı olacak bir ortam hazırlar.
—Bunun yerine…
- Baba: Eğer seni bir daha duvarlara yazı yazarken yakalarsam, sopayı yiyeceksin!!!

—Bilgi verin…
- Baba: Duvarlara yazı yazılmaz. Yazmak için kağıt kullanabilirsin.
—Bunun yerine…
- Anne: Ev işlerine birazcık yardımcı olmak hiç aklına gelmez değil mi?
—Bilgi verin…
- Anne: Şimdi akşam yemeği için sofra kurulmuş olsaydı, gerçekten çok iyi olurdu.
Bilgi verilmesini kabullenmek, suçlamaya katlanmaktan daha kolaydır. Çocuklar, olan biten hakkında bilgilendirildikleri zaman, çoğunlukla yapılması gerekeni anlarlar.
—Bunun yerine…
- Anne: Deminden beri size pijamalarınızı giymenizi söylüyorum. Oysa sizin yaptığınız tek şey, etrafı dağıtmak. TV izlemeye başlamadan pijamaların giyileceğini konusunda anlaşmıştık. Fakat ben buna yönelik davranışta bulunan birilerini göremiyorum…

—Bir sözcükle özetleyin…
- Anne: Çocuklar…PİJAMALARRR!!!!
Ayrıntılardan arındırılmış mesajlar, çocuğun sorunun çözümüne yönelik davranmasını hızlandırır.
—Bunun yerine…
- Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Öğretmen kompozisyonunu nasıl buldu? Matematik yazılısından kaç aldın? Bugün hangi derslere çalışman gerek? Oynamaya çıkacak mısın? Hırkan neden kirlendi? Düştün mü yoksa?….

—Çok fazla soru sormayın…
- Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Selam tatlım. Seni gördüğüme sevindim.
Çok fazla soru, kişinin özel yaşamına fazlasıyla karışılıyormuş hissine kapılmasına neden olabilir. Çocuklar, konuşmak istedikleri zaman onu dinleyecek birinin olduğu güvenini duymak isterler, konuşmaya zorlanmak değil!

ben dili sen dili

Sen” Mesajı Yerine “Ben” Mesajı

“Ben” dili, kişinin o anda karşılaştığı durum veya davranış karşısında, kişisel tepkisini duygu ve düşüncelerle açıklayan bir ifade tarzıdır. Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade etmemizdir. Başkalarıyla ilgili değerlendirme ve yorumlarımızı değil, kendi duygu ve yaşantılarımızı açıklarlar. “Ben” mesajını duyan kişi, karşısındakine ne hissettirdiğini öğrenir ve eğer bu olumsuz bir duyguysa, kendi isteğiyle davranışını değiştirir ya da değiştirmez. Yani davranışının sorumluluğu tümüyle kendine aittir. Suçlama olmadığı için “ben” mesajı ile gönderilen iletiler, genellikle gönüllü bir farklı davranma çabasına zemin hazırlayabilir. “Ben” dilinin en önemli yararı ise, karşımızdaki kişiye “ben böyle hissediyorum ama bu davranışın herkese böyle hissettirmeyebilir” anlamını içeren bir ileti gönderildiğinden, onun suçlanmadan kendini gözden geçirmesine olanak tanımasıdır. Çünkü kesinlik içeren yargılamalar karşısında özellikle çocuklar, ne yapacaklarını bilemezler.

—”Sen” mesajı yerine…
- Baba: Çok kabasın! Her zaman sözümü kesiyorsun!

—”Ben” mesajı verin…
- Baba: Bir şey söylemeye başlayıp ta bir türlü sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum.

—”Sen” mesajı yerine…
- Anne: Kes şunu!! Çekiştirip durma kolumu!!

—”Ben” mesajı verin…
- Anne: Kolumun çekiştirilmesinden hoşlanmıyorum.

—”Sen” mesajı yerine…
- Baba: Her akşam aynı şey, tutturuyorsun oyun oynayalım diye! Benim yorgun olabileceğim hiç aklına gelmiyor değil mi? Yaramaz ve şımarık bir çocuk gibi davranıyorsun!

—”Ben” mesajı verin…
- Baba: Bu akşam çok yorgun hissediyorum canım. İstersen oyun oynamayı başka bir akşama erteleyelim.

“Sen” mesajı iletişimi engeller. Sen mesajı, sen dilidir ve genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. Sen mesajları, bizim hakkımızda bir ileti göndermez, odak hep karşımızdaki kişidir. “Ben” mesajı gönderen kişi, kendi hakkında yaptığı değerlendirmeyi karşısındaki kişiyle paylaşmak isteğindedir. “Ben” mesajları karşımızdaki kişiyi suçlayıcı ifadelerden arınmış ve tümüyle kendi duygu ve düşüncelerimizi içerdiğinden, iletişimin olumlu sürmesine yardımcı olabilirler. Kızgınlık hissettiğimiz durumlarda, bunu “ben” mesajı ile iletmemiz, karşımızdakinin savunmaya geçmesini, öfkeyle karşılık vermesini, kendini kıstırılmış hissetmesini, suçlanmasını ve konuşmaktan kaçınmasını engelleyebilir. Size sözle saldırılmadığı sürece, rahatsızlığını ve kızgınlığını dile getiren biriyle anlaşmak mümkündür. Ne dersiniz?

Öğretmen dediğin……

Öğretmen
 
Öğretmenin adı bayan Thompson’du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.

Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken
bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.

Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy’nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü;

Birinci sınıf öğretmeni:
“Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu… Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu…” diye yazmıştı.

İkinci sınıf öğretmeni:
“Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor..” diyordu.

Üçüncü sınıf öğretmeni:
“Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer birşeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.

Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
“Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.” demişti.

Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelerele paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde
kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy’nin armağanı kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.

Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin
ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; “Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz” dedi.

Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vaz geçerek onları eğitmeye başladı. Teddy’ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.

Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.

Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy’dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson’un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy’den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun  olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu. Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

Bu hikaye burda bitmedi. İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü,
bayan Thompson’un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.

Tahmin edin ne oldu?

Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy’nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.

Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına “Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de…” diye fısıldadı.

Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
“Yanılıyorsun Teddy… Ben değil, sen bana öğrettin…
Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum

Page 2 of 2«12

SONYORUMLAR

ÜYEPANELİ

ONLINE

İSTATİSTİK

    • Yazı Sayısı: 1.495
    • Yorum Sayısı: 86