Hakkımda

Eğitimciyim. Trafik & Eğitim üzerinde çalışmalar yapmaktayım. Halen Trafik ve Direksiyon Öğretmeniyim. Özellikle Trafik konusunda öğrenilmiş yanlışlıklar var. Bu beni çok rahatsız ediyor. Amacım hem Trafik konusunda hem de Kişisel gelişim konusunda doğruları sizlerle paylaşmaktır.

Site hakkında

Trafik kuralları, trafik eğitimleri, özel direksiyon dersi, trafik işaretleri, sürücü kursları, ehliyet, direksiyon eğitimi, pratik bilgiler...

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ? 

Özel Araçlarda %51, Resmi ve Ticari araçlarda (%1) Promül Alkollü olarak araç kullanırsanız Sürücü Belgeniz;
1.Defa 6.Ay,
2.Defa 2 yıl,
3.Defa 5 Yıl süre ile geri alınacaktır.

·         Bir yıl içerisinde 5 (Beş) defa hız ihlali yapan sürücülerin Sürücü Belgeleri Bir (1) Yıl süre ile geri alınır.

·         Bir yıl içerisinde 100 ceza puanını dolduran sürücülerin Sürücü Belgeleri 2 Ay süre ile geri alınır.

90 KM/SAAT HIZLA ÇARPMANIN BİR APARTMANIN 10’UNCU KATINDAN DÜŞMEK DEMEK OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ..

50 KM/SAAT HIZLA BİR YERE ÇAPTIĞINIZDA ARAÇ İÇİNDEKİ VÜCUT AĞIRLIĞINIZ 30 KAT ARTMAKTADIR. 70 KĞ BİR İNSAN 2 TON AĞIRLIĞINDA BULUNMAKTADIR.

HIZINIZ 2 KAT ARTIRMANIZ, DURMA MESAFENİZİ 4 KAT ARTIRACAKTIR.

ORTALAMA HIZLARDA YALNIZ 2 KM/SAAT AZALMA, KAZA SONRASI ÖLÜMLERDE %20 AZALMA SAĞLAYACAKTIR.

35 KM/SAAT HIZLA GÖRÜŞ AÇINIZ 1040  , 100 KM/SAAT HIZDA İSE 420 DİR.

ORTALAMA HIZLARDA 10 KM/SAATLİK AZALMA;

ÖLÜMLERDE                % 10

YARALANMALARDA    % 30

KAZALARDA                % 20   AZALMA SAĞLAYACAKTIR.

NORMAL HAVA VE YOL KOŞULLARINDA VE EĞİMSİZ BİR YOLDA;

90 KM/SAAT HIZLA GİDERKEN 73 METREDE DURABİLİRKEN,

110 KM/SAAT HIZLA GİDERKEN 110 METREDE DURABİLECEĞİNİZİ,

30 KM/SAAT HIZLA GİDERKEN BİR YAYAYI GÖRÜP DURABİLECEĞİNİZ MESAFE 13 METREDİR; 50 KM/SAAT’E ÇIKARDIĞINIZDA İSE SADECE İNTİKAL MESAFESİ 14 METREDİR.

50 KM/SAAT HIZLA GİDERKEN, BİR ÇOCUĞA ÇARPMADA DURABİLECEĞİNİZ NOKTADAN EĞER YALNIZCA 10 KM/SAAT FAZLA YANİ 60 KM/SAAT LE GEÇERSENİZ ARACINIZI DURDURAMAYACAĞINIZ GİBİ, ÇOCUĞA 44 KM/SAAT ÖLDÜRÜCÜ BİR HIZLA çarpmış olacaksınız.
BİR YAYAYA 30 KM/SAAT HIZLA ÇARPTIĞINIZDA ÖLDÜRME OLASILIĞI % 10 DUR.

BİR YAYAYA ; 50 KM/SAAT HIZLA ÇARPTIĞINIZDA YAŞAMA İHTİMALİ % 40-% 80 ARASINDA DEĞİŞMEKTEDİR.

50 KM/SAAT HIZDAN FAZLA ÇARPTIĞINIZDA İSE YAYANIN YAŞAMASI MUCİZEDİR.

KAZA SONRASI ÖLÜMLERİN % 50 Sİ İLK BİRKAÇ DAKİKA İÇERİSİNDE  % 30 U İSE İLK 3 SAATTE , %20 Sİ İSE DAHA SONRA GERÇEKLEŞMEKTEDİR.

BİR DAKİKADA YAPILACAK BİLİNÇLİ İLK YARDIM İLE ÖLÜMLERİN % 59 UNUN ENGELLENEBİLECEĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ. 

24 SAATTE ;

843 KAZA MEYDANA GELMEKTEDİR,

24 ÖLÜ

305 YARALI
160 MİLYAR MADDİ HASAR OLMAKTADIR.

 2 DAKİKADA BİR TRAFİK KAZASI MEYDANA GELMEKTEDİR.

5 DAKİKADA BİR YARALI OLMAKTA;

ÜLKEMİZDE % 11 YARALILAR ARASINA % 4 YARALIDA TRAFİK KAZALARINDAN EKLENMEKTEDİR..

YOLLARIMIZ 1930 MODEL, ARAÇLAR 2001 MODELDİR.

YILDA KAZALAR SONUCU 2 KATRİLYON MADDİ HASAR MEYDANA GELMEKTEDİR. BU PARAYLA;

339 HASTANE

33 BİN SPOR SALONU

882 BİN KONUT

16.500 KM ASFALT DEVLET KARAYOLU YAPILABİLİR.

 HER YIL DÜNYADA 700 BİN İNSAN ÖLMEKTEDİR.

 HIZLI GİDEN ÖLÜME, YAVAŞ GİDEN EVİNE GİDER.
TBMM’ DEN İLGİNÇ ÖNERİLER

Trafik Denetimlerinde hatası bulunmayan sürücü ve yayalara mağazalardan indirim kuponu  verilsin.

Kursiyerlerin karıştığı kazalar ve aldığı cezalar sürücü kurslarının siciline işlensin.

Sürücü kurslarına öğretmen yetiştirmek için meslek liseleri açılsın.

Açılacak olan ana okullarına minyatür trafik eğitim parkı zorunluluğu getirilsin.

Karayolu Güvenliği Eğitim ve Bilgilendirme Kurumu kurulsun.

Eğitim amacı ile sinemalarda 10-15 dakika önce trafikle ilgili eğitim filmi gösterilsin.

Trafik radyosu kurulsun.

RTÜK kapatma cezası verdiği TV ler kapalı kaldığı sürece trafik eğitim programları yayınlasınlar.

Servis araçlarında bayan sürücü tercih edilsin.

Park yeri gösteremeyene araç satılmasın.

Özel araçlar köprü geçişlerinde daha fazla ücret ödesin.

Ülke genelinde tek bir acil yardım telefonu kullanılsın

Trafikte ilkler….

TRAFİKTE İLK’LER

- İlk Trafik Kazasının 1899 yılında meydana geldiğini,

- İlk Trafik Suçunun 25 km hızla giden aracın hız ihlali yaptığını,

- İlk Hız Sınırlamasının 1901 yılında ABD ‘de uygulandığını ve 

- Şehiriçi : 24 Km, Şehir dışında ise 35 km. hız sınırlaması olduğunu biliyor musunuz…
EMNİYET KEMERİ

İlk Emniyet Kemeri 1930 yılında Devamını oku…

BARDAK NE İŞE YARAR…??

 BARDAK NE İŞE YARAR…???
* Her türlü sıvıyı:
- içmeye,
- bir miktarını saklamaya,
* Her türlü sıvı ya da katının:
- üzerine ölçü işaretleri yapılırsa hacim hatta ağırlık ölçmeye,
- üzerine çizgi yapılmadan dolusunun hacmini / ağırlığını ölçmeye,
* Küçük bir saksı olarak kullanmaya,
* İçine değişik miktarlarda sıvı konulmuş yan yana bardakları müzik aleti olarak kullanmaya,
* Kırılmak suretiyle elde edilen camlarla tahta yüzeyleri düzeltmeye (sistre),
* Raptiyelerin ele batma tehlikesi olmadan batırılmasına,
* Küçük çivilerin pek sert olmayan cisimlere çakılmasına,
* Sesi çıkmayan bir kişinin, bardağı bir yere vurarak çağırma sesi çıkarmasına,
* Çocuklara boyama yaptırılmasına,
* Çok ince parçalanması gereken tabletleri parçalamaya,
* Derişik asit ve baz gibi hemen her malzemeyi bozan maddeleri koymaya,
* Ağzı ıslatılarak ses çıkarır. Fizik derslerinde rezonans kutusu olarak örnek vermeye,
* İçine küçük yanan pamuklar atılıp ve sırt ağrısını tedavide kocakarı yöntemi olarak kullanmaya,
* Çevresi kalemle çember olarak çizilebilir,
* Yatık olarak konulup kalem dayanarak cetvel gibi kullanılabilir,
* Yangın alarm düğmesinin camını kırabilir,
* Kalıp olarak kullanılabilir,
* Mükemmel bir yalıtkandır. Çıplak elle dokunulmak istenmeyen tellere ellenirken kullanılabilir,
* Uçması istenmeyen kağıt vs. üzerine konulabilir,
* Fizik laboratuvarlarında çeşitli deneylerde kullanılabilir,
* Mikro-dalga fırınında su ısıtabilir,
* Yuvarlak şekilli yufka veya hamur kesilebilir,
* Çevresi belliyse, üzerine sarılacak ip veya telin uzunluğunu ölçmede kullanılabilir,
* Birbirinin içine girebilen iki tanesi kullanılarak termos yapılabilir,
* Çift çeperli yapılıp arasına bir sıvı konulur ve boşken deep-freez´de soğutularak içine
   konulan sıvıyı uzun süre soğuk tutması sağlanır
* Meclis kürsüsünden başkana su atmaya yarar,
* Nihayet parçalarıyla bilek keserek intihar etmeye yarar

iletişimi engelleyen davranışlar

İLETİŞİMİ ENGELLEYEN DAVRANIŞLAR

*Emir vermek,

*Tehdit etmek,

*Suçlamak,

*Olumsuz isim takmak,

*Alay etmek,

*Çok fazla konuşmak,

*Dinlerken başka şeylerle uğraşmak,

*Saldırgan tavırlar içinde olmak

                  SENİ DİNLİYORUM,SENİ ÖNEMSİYORUM

İletişimde ilk adım, etkili dinlemektir.

   İyi bir dinleyici;

*Yüzünü konuşmacıya döner.

*Konuşmacının gözlerine bakar.

*Dikkatini vererek dinler.

*Konuşmacının sözlerini zihninde canlandır.

*Anlayamadığı bir şey olursa,konuşmacının sözü bittikten sonra sorar.

İyi bir konuşmacı;

*Konuşmaya başlamadan önce ne söyleyeceğini düşünür.

*Ses tonunu ayarlar.

*Çok yüksek veya alçak sesle konuşmaz.

*Konuştuğu kişinin yüzüne bakar.

*Konuşmanın kısa ve özlü olmasına dikkat eder.

*Kullandığı sözcük ve tümcelerin seçimine özen gösterir.

*Karşısındakinin kendini dinleyip dinlemediğini izler.

Etkili iletişim ile,

*Sosyal ilişkiler kurma,yeni beceriler edinme kolaylaştırır.

*Sorun çözme becerileri gelişir.

*Arkadaşlık ilişkilerimiz sağlıklı hale gelir.

*Kişinin güven duygusu gelişir.

ÖĞRENME STİLİNİZİ BİLİN.

Öğrenme Stili:
İnsan olmanın en önemli çekirdeğini oluşturan öğrenme stili(tarzı); öğrenirken ve başkaları ile iletişimde bulunurken insanlar arasındaki benzerliklerin yanında, insanın kendine özgülüğünü de gösterir. Bu kendine özgülük, bireyin öğrenmeye hazırlanma, öğrenme ve hatırlama aşamalarında diğerlerinden farklı yollar kullanmasıdır. Öğrenme stili; yürürken, oynarken, konuşurken, yazarken, otururken, yatarken yaşamın her anında ve her boyutunda bireyin davranışlarını etkiler. Düşünmeyi ve öğrenmeyi öğrenmenin temel basamaklarından biri olan öğrenme stillerini, öğrenciler, öğretmenler, yöneticiler ve ana-babalar başta olmak üzere tüm ilgililerin bilmesin de yarar vardır. Çünkü, öğrenme stillerinin bilinmesi, yaramaz ve başarısız olarak görülen pek çok öğrencinin stilleri bilinmediği ve dikkate alınmadığı için istenmeyen davranışlar gösterdiğinin de anlaşılmasını sağlayabilir. Büyük ölçüde doğuştan gelen bu karakteristik özelliklerin; aile, uzman ve okul işbirliği ile küçük yaşlarda belirlenmesi gerekir. Bu işbirliği sayesinde çocuk, okulöncesi eğitim döneminden başlanarak daha rahat ve anlamlı bir yaşama hazırlanabilir.

Öğrenme sitilleri bakımından insanları görsel, işitsel, dokunsal olarak üç grupta toplayan çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalardan birini yapan Grinder’e göre her 30 kişiden 22’si (%73) bu üç özelliğin ikisine, bazen de üçüne sahiptir(1). Görüldüğü gibi, her insan bunlardan biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine, üçüne farklı derecelerde sahip olabilir. Bir insanın ağırlıklı olarak, işitsel( İ ) öğrenme stiline sahip olduğunu kabul edersek, aynı kişi farklı derecelerde de olsa görsel ( G ) ve dokunsal ( D ) olabilmektedir. Nitekim insanların çoğunluğunun birden fazla öğrenme stiline sahip olduğu söylenebilir. Öğrenme stillerinden yalnız birine( görsel, işitsel, dokunsal ) sahip olanların, genel nüfus içinde çok az olduğu varsayılmaktadır. Kuşkusuz, her sınıfta yalnız bir öğrenme stiline sahip bir ya da iki öğrenci olabilir. Bunlar içinde en fazla dokunsallar problem olarak görülmekte evde ailelerini, okulda öğretmenlerini üzmektedirler. Asıl sıkıntıyı ise bu çocuklar yaşamakta; aile ve öğretmenler tarafından hiperaktif oldukları sanılmakta ve uzmana başvurulmaktadır. Çok hareketli olduğu görülen her çocuk hiperaktif değildir. Çocuğa dokunsal etkinlikler uygulanmasına rağmen eğer öğrenemiyorsa, işte o zaman uzmandan yardım istemek gerekir.

Bireyin bebeklik, çocukluk, öğrencilik, yetişkinlik dönemlerindeki davranışlarının gözlenmesiyle, öğrenme stilinin göstergesi olabilecek ipuçları bulunabilir. Bireyin her gelişim döneminde öğrenme stili bakımından güçlü ve zayıf olduğu yönler görülmektedir. Burada fazla ayrıntıya girmeden öncelikle ana-babaları ve öğretmenleri genel olarak bilgilendirmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öğrenme stilleri, aşağıda kısaca açıklanmıştır.

Görseller:
Özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdirler. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Önce çalışma ortamlarını kendilerine göre düzenlerler, sonra çalışmaya başlarlar. Çalışma masalarındaki araç ve gereçler için ( kalem, silgi, kalemtıraş, makas, zımba vb.) sabit yerler belirlerler ve onları hep aynı yerde tutarlar. Çalışma odaları, okuldaki dolapları, çantaları hep düzenlidir. Yazmayı pek sevmeseler de defterlerinin köşeleri kıvrılmasın diye gerekli önlemleri almışlardır. Bu nedenle ana-baba ve öğretmen tarafından taktir edilirler.

Görseller, öğretmenin ya da bir öğrencinin konuyu sunması/ anlatması olan düz anlatım yönteminin uygulanması durumunda, çabuk sıkılırlar ve dersten yeterince yararlanamazlar. Bunlar, derste işlenen konuyla ilgili öğrendiklerini gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar. O nedenle öğretmenler, her öğrencinin değişik oranlarda da olsa görsel öğrenme stiline sahip olduğunu düşünerek ve konuyla ilişkisini çok iyi kurarak harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog vb. görsel araçlar kullanmalıdır.

İşitseller:
Ses ve müziğe karşı daha duyarlıdırlar. Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar; sohbet etmeyi, birileriyle beraber çalışmayı severler. Konuşma ve dinleme becerileri gelişmiştir. Çoğunlukla ahenkli ve güzel konuşurlar. Özellikle İlköğretimin ilk sınıflarında kendi kendilerine konuştukları için, öğretmeni pek dikkatle dinleyemezler. İşittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu özellikleri nedeniyle öğrenme oranları azalır. Sessiz okuma çalışmalarından pek yararlanamazlar; o nedenle, kendilerinin duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmesi gerekir.

Konuşarak, tartışarak ve başkalarının sözlü sunularını dinleyerek daha iyi öğrenirler. Dinlemenin yanında konuşma fırsatı da verildiği için, derslerde grup çalışması gerektiren yöntem ve teknikler uygulandığında pek mutlu olurlar. Dil ve yabancı dil derslerinde daha başarılıdırlar.

Dokunsallar:
Bunlar oldukça hareketli, adeta sınıftaki yerlerinde duramayan çocuklardır. Hareket etmek için, kapıyı kapama, pencereyi açma, tebeşir getirme, tahtayı temizleme gibi görevleri hep kendileri yapmak isterler. Uzun süre yerlerinde oturup dinlemeye/çalışmaya zorlanırlarsa hem dersten bir şey anlamazlar, hem de disiplin problemleri ortaya çıkabilir. Geleneksel öğretim anlayışı gereği Düz anlatım ve yazı tahtasının kullanımına dayalı geleneksel eğitim uygulamalarından en az yararlananlar onlardır. Bu nedenle, haylaz, tembel, geri zekalı, ve istenmeyen öğrenci/arkadaş olarak damgalanabilirler.

Derslerin düz anlatım yöntemiyle işlenmesi veya bununla birlikte göze hitap eden araç gereçlerin kullanılması dokunsal öğrencinin öğrenmesine yeterince katkı sağlamaz. Bir başka ifadeyle, anlatımla birlikte harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog gibi görsel araçlar kullanılarak derse renk ve canlılık katılması onların öğrenmesini beklenen ölçüde etkilemez. Kalıcı bir öğrenme için, ellerini kullanabilecekleri öğrenme ortamına ihtiyaçları vardır. Dokunsallar, derslik yerine laboratuar, okul bahçesi, uygulama alanı gibi ortamlarda yaparak yaşayarak daha iyi öğrenirler.

Yapılması gerekenler:
Öğrenme stillerinin bilinmesi, evde ve okulda çocuğa nasıl davranmamız gerektiğine ilişkin önemli ipuçları verir. Ana-babalar ve öğretmenler çocukları gözlemeli, hatta öğretmenler yalnız gözlem yapmakla yetinmemeli “öğrenme stillerini belirleme listesi” kullanarak öğrencilerinin öğrenme stillerini daha nesnel olarak belirlemelidirler. Kuşkusuz, her insanın görsel, işitsel, dokunsal öğrenme stillerinden sadece birine sahip olması gerekmez. Çoğunlukla biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine ya da üçüne sahip olunabilir. Yalnız görsel(YG), yalnız işitsel(Yİ), yalnız dokunsal(YD) öğrenme stiline sahip bir öğrenci ve ailesi geleneksel eğitim (ülkemizde olduğu gibi öğretmen merkezli ve ezber ağırlıklı öğretme/öğrenme) anlayışının hakim olduğu okullarda önemli sorunlarla karşılaşabilir. Çünkü geleneksel eğitimde öğretmen aktif, öğrenciler pasiftir. Böyle bir ortamda, YD öğrenciler hareketlilikleri nedeniyle arkadaşlarını rahatsız eder ve sınıfın düzenini bozarlar. Yİ öğrenciler sessiz okuma yaptırıldığında sıkıntıya düşebilirler. YG öğrenciler ise, diğer iki gruptakiler kadar sıkıntı çekmezler. Her öğrenme stilindeki öğrencilerin de dersten yararlanabilmesi için, okullarımızda öğrencinin aktif, öğretmenin rehber olduğu, öğrenci merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırmak gerekir. Öğrenci merkezli eğitim, oldukça fazla sayıda yöntem, teknik ve öğrenme/ öğretme uygulamasıyla gerçekleştirilebilir. Kubaşık(işbirlikli) öğrenme, proje temelli öğrenme ya da başka bir örnek olarak “Senaryo Temelli öğrenme” uygulaması verilebilir.

ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Başka bir deyişle kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmamız demektir. Kısaca;”sevilebilir ve becerebilir olma” duygusudur da diyebiliriz.

Çocuğun Kendisini Değerli Hissetmesinde Rol Oynayan Etkenler

Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, hayatlarındaki önemli insanlar(anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları)tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.

Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendine özgüveni olur.

Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen(özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.

ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENLERİNİ SAĞLAMAK İÇİN YAPILACAK ŞEYLER
1.Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin. Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

2.Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin. Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmektir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir.

3.Çocuğunuza gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun. Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin. Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.

4.Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkarmasında yardımcı olun. Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine özgüven duymalarını sağlamış olursunuz.

5.Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

6. Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. “Söylediğin kadar da kötü değilmiş” ya da “Geçer canım merak etme” şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

7.Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın. Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz.

8.Beklentileriniz çoğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

9.Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

10.Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve takdir ettiğinizi belirtin. Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin.

11.Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

12.Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

13.Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. “Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim” ya da “Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim” gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

14.Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karekterini eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarf ederler. Onun karakterine değil, yaptığı şeye hitap ederek konuşun.

Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel ve sosyal yaşamda da önemlidir. Araştırmacılar, birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. Iç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimizdir. Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz şeklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır.

İÇ ÖZGÜVEN
*Kendilerini severler
*Kendilerini tanırlar
*Kendilerine açık hedefler koyarlar
*Pozitif düşünürler

A.KENDİNİ SEVME
Kendini seven çocuklar hem duygusal hem fiziksel gereksinimlerine değer verirler.İstedikleri şeyleri elde etme konusunda suçluluk duymazlar. İhtiyaçlarının karşılanmasını hakları olarak görürler. Övgü almayı ve ödüllendirilmeyi açık açık talep ederler. Başkalarının kendileri ile ilgilenmesinden ve kendileri için bir şeyler yapmasından çok hoşlanırlar. İyi nitelikleriyle gururlanır ve bu niteliklerinden daima yararlanırlar. Başkalarını, mutluluklarını ve yaşamlarını sabote edecek şeylerden kaçınırlar.

B.KENDİNİ TANIMA
Kendini tanıyan çocuklar güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadırlar. Hiçbir zaman kalabalığın içinde kaybolmazlar. Kendi değerlerini bilirler. Kendilerine uygun arkadaşlar bulurlar. Başkalarının görüşlerine açıktırlar ve eleştirildiklerinde hemen savunmaya geçmezler. Eksik yönlerini geliştirme ve değiştirme özellikleri vardır. Yapıcı olacağına inanırlarsa yardım almaya açıktırlar.

C.KENDiNE AÇIK HEDEFLER KOYMA
Kendilerine başarabilecekleri hedefler belirlerler. Bunları başarmak içinde başkalarına bağımlı olmazlar. Yeterince motive oldukları için başkalarına kıyasla hedefleri gerçekleştirmede daha istekli ve enerjiktirler. Tutarlı davranırlar çünkü hedef belirlerken en ayrıntılı noktaları önceden tahmin edebilirler. Özeleştiriyi öğrenmişlerdir. Kendi ilerlemelerini kontrol edebilirler. Kolay kara verebilirler.

D.POZİTİF DÜŞÜNME
Pozitif düşünen çocuklar iyi deneyimler yaşama ve bunlardan iyi sonuçlar elde etme konusunda umutları vardır. İnsanlar hakkındaki düşünceleri genellikle olumludur. Her sorunun bir çözümü olacağına inanırlar. Geleceğin geçmişten daima iyi olacağına inanırlar. Yaşamlarındaki değişikliklere çabuk uyum sağlarlar. Değişikliklerin insanı ilerletip geliştireceğine inanırlar.

DIŞ ÖZGÜVEN
*İletişim
*kendini İfade Edebilme
*Duygularını Kontrol Edebilme

A.İLETİŞİM
İletişim konusunda beceriler kazanmış olan bir çocuk başkalarını anlayışla, sakin ve dikkatle dinleyebilir. Yüzeysel konulardan, daha derin sohbetlere ne zaman, nasıl geçeceklerini bilirler. Başkalarının sözsüz ifadelerinden ve beden dilinden anlarlar. Utanıp sıkılmadan toplum önünde konuşurlar.

B.KENDİNİ İYİ İFADE EDEBİLME
Kendini iyi ifade edebilen çocuklar, dolaysız yoldan ve açıkça gereksinimlerini söylerler. Kendilerinin ve başkalarının haklarını korurlar. Teşvik etmeyi bilirler ve karşısındakinin de kendisini teşvik etmesini isterler. Övgü kabul ederler, başkasını övebilirler. Gerektiğinde etkin bir şekilde şikayet ve mücadele edebilirler.

C.DUYGULARINI KONTROL EDEBİLME
Duyguları ile başa çıkabilen çocuklar duygularının esiri olmazlar. Beklenmedik davranışlar göstermezler. Korkuları ve endişeleri ile başa çıkabildikleri için riskleri göze alabilirler. Mutsuzluklarının kendilerini sürekli engellemesine izin vermedikleri için sıkıntılı dönemlerini kısa sürede atlatabilirler. Anlaşmazlık olduğunda kendilerini iyi savunurlar. Kıskançlık, öfke gibi doğal olan duyguları yaşadıklarında suçluluğa kapılmazlar. İlişkilerinde neşe, sevgi ve mutluluk ararlar. Kimseye körü körüne kapılmazlar

Özgeçmiş nedir? Nasıl yazılır?

Özgeçmiş yaptığınız her şeyi anlatacağınız bir yazı değil, bir işe girebilmeniz için, o işe uygun özelliklerinizi ve başarılarınızı özetleyen bir sunuştur.

Bir Özgeçmiş Neye Yarar?

İyi bir özgeçmiş işe alınmayı değil, görüşmeye kabul edilmeyi sağlar.

Özgeçmiş Kişiye Özgün Olmalı Mıdır?

Özgeçmişiniz içerik ve biçim olarak farklı olmalıdır. Böylelikle siz diğerlerinden ayrılmış olursunuz.

Kaç Çeşit Özgeçmişiniz Olmalı?

Başvuracağınız işin özelliklerine göre o işe uygun özellikleri ön plana çıkartan özgeçmişiniz olmalı, kısaca işe göre özgeçmiş yazmalısınız.

Özgeçmiş Hangi Dille Yazılmalıdır?

Eğer yabancı diliniz varsa ve iyiyse her iki dilde de özgeçmiş yazılmalıdır. Eğer bir firma İngilizce bilgisi istiyorsa bu firmaya başvururken İngilizce özgeçmişinizi yollamanız sizin yararınıza olacaktır. Yabancı dilin önemli olmadığı bir iş yerine başvururken Türkçe özgeçmiş yazmanız sizin lehinize olacaktır.

Ön Mektup (Cover Letter)

Özgeçmiş hiçbir zaman tek başına gönderilmez. Başına bir ön mektup eklenir. Bu mektup özgeçmişinizin bir anlamda sunuşudur.

Bir Özgeçmiş Nerelerde Kullanılır?

- Bir ilana başvurmak için,

- İlan olmasa da iş olanağı bulabileceğinizi tahmin ettiğiniz bir firmaya başvurmak için,

- İş görüşmesine giderken yanınızda bulunması (Görüşme çıkışında işverene bırakılması) için,

- İş aradığınızı söylediğiniz arkadaşlara (onların sizin bilgilerinizi daha iyi anlatması için.) vermek için,

- Referans olarak göstereceğiniz yöneticilere (sizi soranlara daha iyi anlatabilsin diye.) vermek için, kullanılır.

Kaç çeşit özgeçmiş vardır?

2 çeşit özgeçmiş vardır.

1- Zaman sıralı özgeçmiş.(Yeni mezunların tercih etmesi gereken bu olmalı)

İş, eğitim gibi bilgiler en sondan başlayarak ters tarih sırasına göre sıralanır.

2- İşlevsel sıralı özgeçmiş.

Yapılanlar gruplara ayrılır (uzmanlık alanlarına göre ) ve her gruba yazılanlar kendi içinde tarih sırasına konulabilirler.

Özgeçmiş Kaç Sayfa Olmalıdır?

Özgeçmişin 1 yada 2 sayfa olmalıdır. Az yer kaplayarak fazla bilgi vermek işverene “sizin zamanınıza değer veriyorum” mesajını verir. Birkaç sayfa yazılan özgeçmişlerde önemli olan bilgileri ilk sayfaya yazmak doğru bir davranıştır.

Özgeçmiş Neyle Yazılmalıdır? (Daktilo, Bilgisayar vs..)

Özgeçmiş her zaman son teknoloji ile yazılmalıdır. Kesinlikle el ile yazılmamalıdır mümkünse bilgisayarla veya daktilo (elektronik) ile yazılmalıdır.

Özgeçmiş İçin Nasıl Bir Kâğıt Kullanmalısınız?, Hangi Karakterleri Kullanmalısınız? ve Nasıl Teslim Etmelisiniz?

Kullanılacak kâğıt için bir şart yoktur, fakat uygun olan kaliteli beyaz kağıttır. Böylece hem aslı hem de fotokopisi kaliteli olur. Ayrıca kullanacağınız yazı tipleri de sık görünümlü, çok küçük veya çok büyük puntolu olmamalıdır, bunlar okumayı zorlaştırır ve özgeçmişin etkisini azaltır.

Özgeçmiş katlanmamalı, kağıda uygun bir zarfa konulmalı kesinlikle faks çekilmemelidir. Çünkü özenle yazdığınız özgeçmiş faks makinesinden geçince sıradan bir özgeçmiş olur ve özeliğini kaybeder.

Özgeçmiş Yazımı İle İlgili Dikkat Edilecek Unsurlar Nelerdir?

” Kompozisyon düzeninde, düz yazı gibi yazmayın.

” Çok fazla değişik punto kullanırsanız okumak güçleşir.

” Satır başlarının hizalı olup olmadığına dikkat edin.

” Kapak sayfası yapmayın.

” Çok küçük ve silik harfler kullanmayın.

” Başlıkları a,b,c, harfleriyle maddelemeyin.

” Özgeçmişin tümünü büyük harfle yazmayın. Büyük harfi dikkat çekmek istediğiniz bölümlerde kullanın.

” Yine aynı nedenle, her şeyin altını çizmeyin.

” Bilgisayarla edecek imkanım yok diye el ile yazmayın.

” Çok fazla sayıda farklı yazı karakteri kullanmayın.

Bir Özgeçmişte Bulunması Gereken Bölümler:

— İsim, Telefon ve Adres : Sizinle ilişki kurabilmeleri için gereken bilgiler yazılır.

— Eğitim : Eğitimimizle ilgili bilgi sahibi olmaları için gereken bilgiler yazılır.

— İş Tecrübesi : İş yaşamınızla ilgili bilgi sahibi olmaları için gereken bilgiler yazılır.

— Aktiviteler : İş yaşamı ve hobileriniz dışındaki çalışmalar yazılır.

—Yabancı Dil : Bildiğiniz yabancı dil ve dereceleri yazılır.

—Hobiler : Başvuruyu güçlendirecek hobiler yazılır.

—İş/Kariyer Hedefi : İş yaşamındaki kariyer hedefiniz yazılır.

—Kişisel Bilgiler : Medeni haliniz, doğum tarihiniz gibi bilgiler yazılır.

— Kesinlikle özgeçmişte yer verilmesi gereken yerler.

Hangi bölümlere yer verirseniz verin, en üst kısımlar ve en fazla yazacağınız bölümler başvurunuzu destekleyecek olan özelliklerinizi anlattığınız bölümler olmalıdır.

Özgeçmişte ben duygusundan ziyade o duygusu güdülmeli ve “yaptım”, “ettim” gibi kelimelerden çok “yaptı”, “etti” gibi kelimelere yer verilmeli. Sanki bir başkasını anlatıyormuş hissi verilmelidir.

İsim, Telefon ve Adres Bölümünü Nereye Yazmalıyız?

Uygun olan üst ortaya büyük harflerle yazılanıdır. Genellikle sol üst köşeye yazarlar fakat bu hatalı bir yazımdır çünkü dosyalandığı zaman bu bilgilerin okunması zorlaşır.

 

ADI SOYADITelefonuAdresi

 

BEKİR YILDIRIM
0 539 2327596Kalecik Mah. YeşilSk.

No:7/3  55000 Samsun

 


Eğitim Bölümünü Nereye Yazmalıyız?

Sizler yeni mezun olacak öğrenciler olduğunuz için sizin için en önemli bölüm de burasıdır.

Bundan dolayı yeni mezun olacak bir öğrencinin en önemli değerleri aldığı eğitim, okuduğu okul, aldığı dersler ve okuldaki aktivitelerdir. Ayrıca okul hayatınızda aldığınız veya alacağınız dereceler iyi ise mutlaka yazın değil ise yazmanız fayda yerine zarar getirebilir.

EĞİTİMİstanbulTeknik Üniversitesi

Bilgisayar Mühendisliği Lisans

Haziran 2000

Mezuniyet Ortalaması : 3.28/4.00

Mezuniyet Tezi : Online alışveriş sitesi

Samsun 19 Mayıs Lisesi

Haziran 1996

 

İş Tecrübesi Bölümünü Nasıl Yazılmalıyız?

Bu bölüme çalıştığınız firmanın adı, giriş ve çıkış tarihleriniz ve görev unvanınız mutlaka yazılmalıdır. Tarihleri yazarken ay ve yıl yazmanız yeterlidir. Son çalıştığınız iş yeriniz ilk sıraya ve sonrakileri de sondan başa doğru olacak şekilde yazınız. Firmanın adresine gerek yoktur, hangi şehirde olduğunu yazmanız yeterlidir. Pozisyonunuzu işyeri adından önce yazın.

 

BİLGİ İŞLEM UZMANIDANIŞMANLIK VE İNSAN KAYNAKLARI ADİNKA LTD. ŞTİ. (10/2001- ) 

Akdenizbölgesinde bulunan çeşitli şirketlerin performans değerlendirmelerinden sorumlu. 2500 ün üzerinde personelin performans ölçümlerini yaptı.Kariyer danışmanlığı yaptı, çeşitli meslek gruplarından kişilere ve öğrencilere özgeçmiş hazırlama ve iş görüşmelerine hazırlanma üzerine seminerler verdi.

………………………………………………..

………………………………………………..

………………………………………………..

………………………………………………..

………………………………………………..

…………………………

 

Hobiler ve Aktiviteler Bölümü Nasıl Yazılmalıyız?

Bu bölümde sıradan olmaktan kaçınınız. Herkes gibi kitap okurum, televizyon seyrederim çeşitli dergiler okurum tarzından ziyade, kişisel gelişim ile ilgili kitaplar okurum, Chip ve Pc net dergilerini okurum, 3 yıldır profesyonel olarak masa tenisi oynarım, şeklinde net bir bildirim yaparsanız daha etkili olur ve sıradanlıktan kaçınmış olursunuz.

Yabancı Dil Bölümünü Nasıl Yazmalıyız?

Bu bölüm başvurunun şekline ve kişiye göre değişiklik göstermektedir.

Eğer yabancı dille eğitim yapan bir kurumdan mezun olduysanız, diliniz için “çok iyi” dediğiniz zaman bunu yeteri kadar desteklemiş olursunuz.

Bir kursa giderek dil öğrenmiş iseniz, derecenizi, hangi kursa gittiğinizi, hangi yıllarda gittiğinizi, ne süre ve sıklıkta gittiğinizi yazın. İnandırıcı olmanız açısından tatmin edici olur.

İş/Kariyer Hedefi ve Referans Bölümünü Nasıl Yazmalıyız?

Eğer net ve çok iyi tanımlanmış bir kariyer hedefinizi varsa ve özgeçmişinizi bu kariyer hedefi doğrultusunda yazarsanız çok etkileyici ve ilgi çeken bir özgeçmiş halini alır.

İşverenler referans olarak sizler hakkında iyi şeyler söyleyecek kişilerin isimlerini verdiğinizi bilirler. Onun için referans verdiğinizi kişi, önde gelen söz sahibi kişilerden olursa işveren o kişiyi aramasa bile işveren üzerinde iyi bir etki bırakmış olursunuz.

Kişisel Bilgiler Bölümünü Nasıl Yazmalıyız?

Bu bölüme doğum tarihiniz, medeni haliniz, ehliyet, askerlik ve fiziksel özellikleriniz yazılır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken unsur eğer başvuracağınız işyerine bir şey katmayacaksa gereksiz bilgileri yazmamanız. Meselâ sizin medeni durumunuz onlar için önemli değilse bunu yazmanızın pek bir anlamı yoktur.

 

YOL GÖSTEREN ÖZLÜ SÖZLER

- Birisine seni seviyorum deme firsatını asla kaçırma
- Yılda en az bir kez güneşin doguşunu seyret
- Sıkı tokalaş
- İnsanlarin gözlerinin içine bak
- İlk önce sen merhaba de
- Bir kavgada ilk sen vur ve sert olsun
- Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran
- Yeni arkadaslar edin ama eskilerin de kıymetini bil
- Sevinçleri erteleme
- Sevdiklerine küçük beklenmedik hediyelerle sürpriz yap
- Sana uzatılmış bir eli daima kabul et
- Hatalarını kabul et
- Cesur ol. Degilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz
- Dinlemeyi ögren. Bazi firsatlar kapıyı hafif tıklatır
- Asla birilerinin umudunu kırma. Belki de sahip oldukları tek şey odur
- Herkesin önünde öv, elestirilerini bir kenara çekerek söyle
- Biri sana sarıldıgında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle
- Sırt üstü uzan ve yıldızlara bak
- Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacagına şaşıracaksın
- Sevginin gücünü asla küçümseme
- Yeterli zamanım yok deme, Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Albert Einstein’in da günleri 24 saatti
- Keşke sözcügü yerine, bir dahaki sefere demeyi dene
- Hal ve hareketlerine kendin karar ver. Başkalarının seni yönetmesine izin verme
- Sevgiline önce çiçegi yolla nedenini sonra bul
- Aynı hatayı iki kez yapma
- Olabildiginden fazla sevecen ol
- İnsanlara üçüncü bir sans verme ikide kal
- Tanıdıgın en olumlu ve coşkulu insan sen ol
- Tartışmayı bilmeyenler kavga ederler.
- Tecrübe, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.
- Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır.
- Tecrübeler en iyi öğretmenlerdir. Yalnız masrafları biraz çoktur.
- Umudunu yitirmiş olanın, başka kaybedecek birşeyi yoktur.
- Büyük mutluluklar, büyük acıların yanıbaşındadır.
- Senden iyilere yerini vermesini bil.
- Barışı korumanın en iyi yolu savaşa hazır olmaktır.
- Küçük insanların büyük gururları olur.
- Düşmanların en büyüğü düşmanlığını gizleyendir.
- Düşünmeden öğrenmek vakit kaybetmektir.
- Yükselmenin en alçakçası, zayıfların sırtına basarak yükselmektir.
- Kazanacaklarına inananlar kazanırlar.
- İnsan olmayan, insanın değerini bilmez.
- İyiliği yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes.
- Madem daha ecelin gelmemiş, boşuna can çekişip durma.
- Parmak ay’ı gösterdiği zaman, parmağa değil ay’a bakmak gerek.
- Silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, yanlışınız çok demektir.
- Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz.
- Kötü haberlerin kanatları vardır. İyi haberlerin ise ayakları dahi bulunmaz.
- Yeryüzü taşla doludur. Ama pek azı boyunlara kolye olur.
- En önemli vazifemiz; kulaklarımızı, söylediklerimizi duymaya alıştırmamızdır.
- Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar.
- Pencereden bakan dışarısını görür. Pencereye bakan ise camın kirini.
- Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?
- Devler gibi eser vermek için karıncalar gibi çalışmak gerekir.
- Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar.
- Başkalarını avutmakla kendi acılarını unutursun.
- İnsanı hayvandan ayıran akıldır. İnsan, akıldan uzaklaştığı zaman hayvan ortaya çıkar.
- Bir kadının yüzünde taşıdığı ifade, sırtına giydiği elbiseden daha önemlidir.
- Kendilerine yardım etmeyen insanlara yardım etmeğe çalışmak faydasızdır.
- Herkesin istediğini yapabileceği bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz.
- Acı çekmeyenler, başkalarının acı çekebileceğini akıllarına bile getiremezler.
- İnsanın yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir.
- Tekme yiyen köpeğin dişleri daha sivridir.
- Gerçeği insanların ölçüleri ile değil, insanları gerçeğin ölçüsü ile tanı.
- Sessizlik de bir çeşit konuşma sanatıdır.
- Sevgililer, güzelliğe zamanla alışıp onu gözleriyle değil duygularıyla görmeye başlarlar.
- Kalbin, mantığa sığmayan ayrı bir mantığı vardır.
- Alay, çoğu zaman akıl yoksulluğundan ileri gelir.
- Bir düşmanı bağışlamak, bir dostu bağışlamaktan daha kolaydır.
- Ayrılık, sevdanın merhemi olduğu gibi öfkeyi de kini de azaltır.
- İyi olmak istiyorsan kötü olduğuna inan.
- Unutma ki ağzında bal olan arının kuyruğunda da iğnesi vardır.
- En çabuk kuruyan şey göz yaşıdır.
- Olgun bir insanı dost edinmek istiyorsanız tenkit edin, basit bir insanı dost edinmek istiyorsanız methedin.
- İnsan her zaman kahraman olamaz ama her zaman insan olabilir.
- Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir.
- İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlandığında anlar.
- Hiç kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz.
- Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir.
- Cesaret ölmek değil yaşamakla ölçülür.
- Mutluluk paylaşılmak için yaratılmıştır.
- Şurada burada güçlü adımlarla dolaşmaktansa doğru yolda sekerek yürümek daha iyidir.
- İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar.
- Güneşe bakarsan gölgeleri göremezsin.

Evlilikte Doğru İletişimin Kuralları

Evlilikte Doğru İletişimin Kuralları
 

KURAL 1: Önce arkadaşlık! Hatta arkadaşlık öyle ön plana çıkmalı ki aşk ancak arkasından gelmeli. Çünkü, romantik aşkın kıvılcımı söndüğünde arkadaşlık ateşinin kalpleri ısıtıyor olması lazım.

KURAL 2: Önemli konuları karşınızdaki insanın işi başından aşkınken gündeme getirmeyin. Sizin birinci önceliğiniz belki de o sırada karşınızdaki insanın birinci önceliği değil. Hele işi başından aşkınsa, yoğunsa, kafasına iş takılmışsa … Oysa siz, gerekli ilgiyi göstermediği sonucunu -yanlış da olsa- çıkaracaksınız. Bekleyin … Doğru zamanı yakaladığınızda konu orada çözülecektir. Yanlış zamanlama yüzünden çözümlenemediğinde içinizde büyüyecektir. Çözümlenemeyen sorunlar zamanın geçmesiyle beslenerek büyür.

KURAL 3 : Ön fikirli olmayın, yani karşınızdakini “peşin hükümle” haksız ilan etmeyin. Örneğin; “Sen anlaşılmazsın” yerine “Ben seni anlamakta zorlanıyorum” demeyi tercih edin. Aslında böyle yapınca karşı tarafın savunmasını kırıyor ve onu açık olmaya zorluyorsunuz. Karşınızdakinin lafını ağzına tıkamaktansa cevap almaya bakın.

KURAL 4 : Ne istediğinizi tam olarak bilin. Karşınızdakinden şikayet edeceğinize, siz tam olarak ne istediğinizi söyleyin ve karşınızdakinin buna tepkisinden hareket ederek yolunuza devam edin. Sonuçta sizin kafanızın içinde ne olduğunu bilemeyebilir. Genellikle tartışmaların başlama nedeni, birisinin sevgi arayışı, ilgi ve alâka isteğidir. Ne istediğinizi tam olarak bilin ve onu isteyin. Sevgi dilenmek için rol yapmayın.

KURAL 5 : Karşınızdakinin istek ve duygularına kilitlenin. Birisi sizi suçladığında hemen olayın kendi tarafımızdan görünen boyutunu anlatmaya başlarız. Bu hepimize normal gelir ama aslında bu bir savunma mekanizmasıdır. Ne yapabileceğinize dair sorular sorun. Savunma dürtüsü kendine güven eksikliğinden doğar ve asıl konudan uzaklaştırır.

KURAL 6 : Bir seferinde bir konuyu tartışın. Bunu “bir sefer bir konuyu tartışın” şeklinde de yazabiliriz. Çünkü genelde bir tartışma sırasında ondan evvelki on tartışmanın da hesabı ortaya çıkar. Bu durumun işleri kolaylaştırmadığını hepimiz biliyoruz. Doğru söz ayrıca savunma istemez.

KURAL 7 :Tam olarak neyi kastettiğinizi açık edin. Mesela eşiniz bir köşeye çekilmiş sessiz sessiz duruyor. Bu şartlarda “Bana mı sinirlendin?” diye sorarsınız veya “Sen niye sinirlisin?” diye mi? Bana mı sinirlendin? demek daha akıllıcadır. Size olmayabilir ve açılır derdini anlatır. Eğer sizeyse ne olduğunu konuşursunuz. Oysa, “niye sinirlisin?” demenizin altında “Sen sinirlisin” düşüncesi yatıyor. Konuşurken ince ayar önemli!

KURAL 8 : Karşındakini dinleyin. Bu kadar basit. Çoğu zaman karşınızdaki insanın tek istediği onu dinlemenizidir. Dinlediğinizden ve ne dediğini anladığınızdan emin olduğunda mesele kalmayacak.

KURAL 9 : “Sen” yerine “Ben ” kullanın. Kural basit … Hep geç kalıyorsun yerine  ” “Beklemekten haz etmiyorum” veya “Dağınıksın” yerine “Arkanı toplamaktan yoruldum” gibi. Kendinizi nasıl hissettiğinizden sadece siz sorumlusunuz!

KURAL 10 : Talimat vermeyin, rica edin. Talimatla rica arasındaki fark; Talimat yerine gelmezse cezası vardır. Mesela bir somurtma, bir hareket, sessizlik, sırt dönme. Oysa ricaların cezası yoktur ve belki de bu yüzden rica ettiğinizde her şey daha kolay olur. Gerçek rica kimseye sorumluluk yüklemez.

KURAL 11 : Karşınızdakine cevap vermek yerine tepki göstermeyi seçmeyin. Tepki, harekettir; birisine ağzınızı açmadan bir duyguyu iletirsiniz. Cevap vermek ise sözel bir eylem.  Konuşmaya davet ediyor. Hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda tepki değil cevap verin.  Böylece sorun, anlaşılmaz bir durum, bir bilmece olmaktan çıkar.  Tepki verirseniz karşılığında tepki alırsınız ve neticede hedeften uzaklaşırsınız.

KURAL 12 : Duygularınız sizi yanıltmaz. Çatışmanın nedeni duygu değil sizin o duygu karşısında verdiğiniz tepkidir. Duygu ile düşünceyi ayırabilmek gerekiyor. Hem kendimiz hem de karşımızdaki için. Sevdiği insan eve çok geç gelirse herkes sinirlenebilir, kırılır, üzülür. Ama  bu hissi doğal karşılayıp konuşmak gerek. (O içeri girer girmez üzerine saldırmak yerine). Hissetmek, insan olmanın bir parçası. Hislerinizi değil, tepkilerinizi tartın.

KURAL 13 : Anlayışlı olun! İnsanlar bir fikri defalarca dile getiriyorlarsa “anlayış” arıyorlar demektir. Yani mutlaka sizinde onlarla aynı fikirde olmanız gerekmiyor.  Karşı tarafı anlıyor olmanız yetecektir. Bir çocuk düşünün, “Senden nefret ediyorum” diye ağlıyor. Siz ona kırılacağınıza çocuğun nasıl mutlu olacağını düşünürsünüz, öyle değil mi? İşte anlayışlı olmak bu. Her zaman aynı düşüncede olmak gerekmez, ara sıra anlayış göstermek çok işe yarar.

KURAL 14 : Eşiniz, “Hayatım” dediğinde oradaki “Hayatım ” ın gerçek anlamını yakalamaya çalışın. Kavga ederken bile söylenen “Ama hayatım anlamıyorsun vallahi” formülünde karşınızdaki size bir mesaj vermeye çalışıyor ve aslında size “hayatım” derken o kendi hayatını dile getiriyor. O hayatı görebilmeniz önemli. Her tartışmanın altında bastırılmış bir istek vardır. Onun ne olduğunu bulun.

KURAL 15 : Eşinize duygularınızın ne olduğunu, o duyguyu hisseder hissetmez söyleyin. Türk filmlerinde çok olur, biri “akım” derken diğeri başka bir şey anlar. İnsan karşısındaki hakkında aslında doğru olmayan bir hisse kapıldı mı ayıkla pirincin taşını! Bu his geldiği anda işin aslını ortaya çıkartmak gerek, o nedenle duygu hissedilir edilmez verdiğiniz tepki dile getirilmeli. Tabii bu işin bir istisnası var; eski kavgalar. Mesela kendinizi evde yalnız hissettiniz diye, “Sen zaten iki ay önce eve de sabaha karşı gelmiştin” diye başlamamak lâzım. Bir anda bir insan yada bir durumun sizi çok kızdırması güç ama birikmiş kızgınlığı patlayabilir.  Bardağı taşıran son damla durumlarını yaşamamak için bardağın dolmasına izin vermemek gerekir.

KURAL 16 : %100 dürüst olun. ve bu da günde 24v saat sürsün. Veya %99.99 dürüst olun. “Bugün suratın hasta gibi görünüyor” demenin alemi yok! Ama eşiniz ona karşı hep açık olmadığınızı bilirse ve ilişki dürüstse arada sağlam bir güven ilişkisi oluşuyor. Bilmek istediğinizi sorun! Dürüst olun ki güven olsun. Güven olsun ki arkadaşlık doğsun ki Arkadaşlık olsun ki uzun bir ilişkinin tadı olsun!

KURAL 17 : Ara sıra işi şakaya vurun. Aranızda yaptığınız konuşmalar mahkeme tutanağı değil! Bazen yerinde bir espri her şeyi yumuşatır. Kadın; bu huyun böyle devam ederse bende çeker giderim!  Adam; Nereye gidiyorsun, bende geleyim … Gülümseten cevaplar işi kavgadan çıkarır, meseleye yapıcı yaklaşım sağlar.

KURAL 18 : Falcılık yapmayın. Bir insanı ne kadar yakından tanırsanız kafasından geçenleri o kadar rahat okumaya başlarsınız.  Ancak önemli konularda işin bu yönüne fazla güvenmemek gerek. Ya yanlış okumuşsanız. Konu önemliyse sormaktan çekinmeyin, sorun. Durum apaçık belli olsa bile, işin doğrusunu sormak aslında yanlış bir düşünceyle yola devam etmekten kat be kat iyidir

KURAL 19 : Ana yoldan sapmayın! Bazen birisine -kırılıp, üzülecek diye- söylememiz gereken bir şeyi söylemeyiz. Ama söylememiz gerekebilir. Burada izlenmesi gereken yol; ilk önceliğimizi ortaya koymak. Söylemesi zor bir şeyi anlatmadan önce bir açılım yapabiliriz. Seni çok seviyorum, senin için en iyisini istiyorum, bu konu aramızı bozsun istemiyorum. Zor şeyi söylemeden önce karşınızdakine olan zaafınızı ortaya koyarsanız iki tarafın da işi kolaylaşır. Sevdiklerinizle zor konuları konuşurken duygularınızı dile getirin. Getirin ki, tartışmalar sizi beraber kılan sevgiden ayırmasın.

KURAL 20 : Lâfı dolandırmayın. Yani size yazdığımız bu 20 altın kuralı mutlaka uygulayın. Ve asla unutmayın; Sevenler arasında iletişimin üç büyük temel kuralı vardır : Duygular, duygular, duygular …

Başarılı İletişimin Temel Kuralları

Başarılı İletişimin Temel Koşulları
  
İnsanlarası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Başarılı bir iletişimin temel koşulları şunlardır:

1. Karşımızdaki kişilere saygı duymak; onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.

2. Gerçekçi ve doğal davranmak; abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.

3. İletişimin belki de en önemli ögesi empatidir. Empati kavramını, dış dünyayı karşımızdakinin penceresinden görmeye çalışmak olarak tanımlayabiliriz. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimin gücünü arttırır ve karşılıklı anlaşılma mesajlarının aktarılmasına olanak sağlar.

İLETİŞİM SADECE KONUŞMA DEĞİLDİR
Konuşmak ihtiyaç olabilir, fakat susmak bir sanattır. Madamme De Stael
İletişim aynı zamanda;
* Ne söyleyeceğimizi bilmek,
* Bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına,
* Nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek,
* En iyi nasıl söyleneceğini düşünmek,
* Olayları basitçe anlatabilmek,
* Akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek,
* Dikkati yoğunlaştırmak ve verdiğimiz mesajların alınıp alınmadığını farkedebilmektir.

İletişimde temel ilke kabul etmedir. Başkasını olduğu gibi kabul etmek, onu gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek, sevildiğini de hissetmektir. Ancak “kabul etme” kavramı, karşımızdakinin söylediği her şeyi onaylama, ileri sürdüğü fikirlere katılma veya tüm yorumlarını kabullenmeyle karıştırılmamalıdır. Burada sözü edilen; düşünce, fikir ya da yorumlarda tümüyle zıt kutuplarda bile yer alsak, karşımızdakinin duygularını anlama ve saygı gösterme çabasıdır. Kişiyi söyledikleri, düşündükleri ve hissettikleriyle birlikte bir birey olarak kabul etmek, onun bireyselliğine, farklılığına ve tekliğine saygı göstermek, söylediği her şeyi kendi değer sistemimizde onaylamamızı ve kabullenmemizi gerektirmiyor. Kendimiz için yanlış bulsak bile, her insanın kendine özgü oluşunu yadsımadan, onu kendimize uydurma çabasına girmememiz onu kabul ettiğimiz anlamını taşır. Voltaire’in dediği gibi “söylediklerini kabul edemem, ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim”…

İLETİŞİM SİSTEMİNİN TEMEL ÖGELERİNDEN BİRİ DE DİNLEMEDİR
İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolları ve bedeniyle yaptıklarını da “duyar”; çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, ses tonu gibi sözsüz mesajlar da iletişimin bir parçasıdır. Hatta bazen tek başına iletişimdir.

Sözlü iletişimde, iletişim içinde olan insanların birbirlerini “duyduklarını” anlatmak için kullandıkları çeşitli yöntemler vardır. Bunların kullanılış biçimi, iletişimin gücünü ve süresini belirler. Bu bölümde dinleme becerileri ve yöntemlerine kısaca değineceğiz. Bunları okurken, kendinizi ve iletişim tarzınızı düşünmeninizi öneririm. Siz günlük yaşamınızda en sık hangi dinleme yöntemini kullanıyorsunuz? Zaman zaman konuşmanın tıkandığını hissediyor musunuz? Bu tıkanmayı en çok hangi yöntemde yaşıyorsunuz? Kuşkusuz günlük yaşam içinde mola vererek kendimize bakmak, her zaman yaptığımız ya da yapabildiğimiz bir davranış değil. Ama bazen kişinin kendini, ilişkilerinde hangi konumda olduğunu sorgulayan bir gözlükle değerlendirmesi, güçlük yaşadığı durumları farketmesine ve yeni çözümler üretmesine olanak sağlayabilir. Aklınızda bulunsun….:-)

1. Pasif (Edilgin) Dinleme;
Sessizlik, karşımızdaki kişiye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve bizimle duygularını daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü sözsüz bir iletidir. Ancak bir tehlikesi, her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatimizi verdiğimizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, gerçekten dinlediğimizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermekte yarar olabilir. Kabul tepkileri (baş sallamak, gülümsemek, kaş çatmak, vb.) uygun zamanda kullanılırsa, anlatanı gerçekten duyduğumuz mesajını verirler.

2. Kapı Aralayıcı Mesajlar;
Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye gereksinim duyabilir. Bu tür bir destekleme için verilen mesajlara, kapı aralayıcılar denir;
“Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?”
“İlginç, devam etmek ister misin?”….gibi mesajlar, doğru kullanıldığında iletişimin sürmesine yardımcı olabilir.

3. Etkin (Katılımlı) Dinleme;
Sessizlik, kabul tepkileri ya da kapı aralayıcıların dinleyenin, anlatanı anladığını göstermesi konusunda sınırlılıkları vardır. Dinleyenin, anlatanı yalnızca duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını iletebilmesine olanak sağlayan etkin dinleme, en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.
En temelde, konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin (katılımlı) dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir.
Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür.
Etkin (katılımlı) dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir. Sorumluluk, anlatana bırakılmıştır. Dinleyen sadece anlatanın, kendi çözümlerini bulmasına “yardımcı” olma çabasındadır.
Buraya kadar insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahip kavramlar ve yöntemler üzerinde durdum. Bundan sonraki bölümde, özel olarak çocuğunuzla iletişiminizde size küçük katkılar sağlayabileceğini umduğum örnek ve açıklamalara değineceğim. Bunları izleyerek, etkin (katılımlı) dinleme konusunda daha fazla fikir sahibi olabilir ve çeşitli durumlarda nasıl kullanılabileceğini görerek, kendi yaşamınıza dönük çıkarımlarda bulunabilirsiniz.

Çocuklar dinlenmemeleri ve ciddiye alınmamaları konusunda oldukça duyarlıdırlar. Dinlenmediklerini hemen farkederler. Anne-babalarından karşıt görüş duymayı, dinlenmemeye tercih ederler. Anne-babasının kendini gerçekten duyduğunu farkeden çocuk, sevildiği, önemsendiği ve anlaşıldığı duygusunu yaşar ve kendini rahat hisseder. Bu, çocuğun benlik saygısının ve anne-babasıyla yakınlığının artmasına ve aile içi iletişimin güçlenmesi ve sürekli olmasına zemin hazırlar. Unutmayın!…çocuklar, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, kendilerini ifade edebilmek için anne-babalarının yardımına gereksinim duyarlar.

Bu bölümde aynı konuşmanın iki değişik şeklini birlikte vererek, etkin dinlemenin üstünlüğünü ve nasıl kullanılabileceğini örneklemeye çalışacağım.
—Yarı dinlemek yerine…
- Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
- Baba (gözü televizyondaki maçta): Seni duyuyorum…Devam et.
- Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana bir kez daha vurdu. Baba!! Dinliyor musun???
- Baba (gözünü televizyondan ayırmadan): Kelimesi kelimesine dinliyorum.
- Çocuk: Hayır dinlemiyorsun!!
- Baba: Hayır hem dinleyip hem de maçı izleyebilirim. Sen devam et anlatmaya.
- Çocuk: Boşver!!!!

—Tüm dikkatinizi vererek dinleyin…
- Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
- Baba (tv’den başını kaldırıp çocuğa bakarak) Evet canım.
- Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana hem de daha sert vurdu. O çok kötü biri!
- Baba: Kaşlarını çatar…Başını sallar
- Çocuk: Biliyor musun, bundan sonra Hasan’la oynayacağım. O insanlara yumruk atmıyor.
İletişimi, dikkatini vererek değil de, sadece sesiyle katılan biriyle sürdürmeye çalışmak cesaret kırıcı olabilir. Dertlerinizi sizi gerçekten dinleyen birine anlatmak çok daha kolaydır. Bazen ebeveynin bir şey söylemesine bile gerek yoktur. Çoğu kez, bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, ona duygularının anlaşıldığını hissettiren, sıcak, sessiz bir ortam ve göz kontağıdır.

—Duyguyu reddetmek yerine…
- Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
- Baba: Bu kadar üzülme tatlım. Ağlama! Bu sadece bir kaplumbağa.
- Çocuk: Üüüüüüüüüüüü
- Baba: Kes şunu!!! sana başka bir kaplumbağa alırım.
- Çocuk: Başka bir tane istemiyorum!!!!
- Baba: Bak, çok mantıksız davranıyorsun!!!

—Duyguyu isimlendirin…
- Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
- Baba: Yoo olamaz, ne kadar kötü.
- Çocuk: O benim arkadaşımdı.
- Baba: Bir arkadaşı kaybetmek çok acı verebilir.
- Çocuk: Ona bir sürü oyun öğretmiştim.
- Baba: İkiniz beraber bayağı iyi vakit geçiriyordunuz.
- Çocuk: Onu hergün beslerdim….:(
- Baba: O kaplumbağayı gerçekten seviyordun….:)

Ebeveynler çocuklarını yaşadığı duyguya isim verdikleri koşulda, onun bundan olumsuz etkilenebileceği kaygısını yaşayabilirler. Ancak çocuğu olumsuz duygusundan uzaklaştırma çabasına -yaşadığı duyguyu inkar ederek- girdiğimizde, o daha çok üzülür. Oysa tam tersine çocuk, hissetmekte ve düşünmekte olduklarını, kısaca o anki yaşadıklarını, sözcükler halinde duyduğu zaman rahatlar. Bir başkası, onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir.

—Açıklama ve mantık yerine…
- Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
- Anne: Hiç kalmadı hayatım.
- Çocuk: İstiyorum, istiyorum işte!!!
- Anne: Daha şimdi sana evde hiç kalmadığını söyledim!!! Gevreklerden al biraz.
- Çocuk: HAYIR…MISIR İSTİYORUM..!!!
- Anne: Bak şimdi tam bir bebek gibi hareket ediyorsun!!!
—Çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun…
- Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
- Anne: Keşke senin için evde birazcık kalmış olsaydı.
- Çocuk: Onlardan istiyorum….:(
- Anne: Ne kadar çok istediğini duyuyorum….:)
- Çocuk: Keşke şimdi olsaydı….:(
- Anne: Şöyle kocaman bir kutunun içinde bir sürü patlamış mısır belirmesini sağlayacak sihirli gücüm olmasını isterdim…)
- Çocuk: O zaman… belki biraz gevreklerden alırım….:)
Çocuklar elde edemeyecekleri bir şey istedikleri zaman, yetişkinler çoğunlukla, çocukların isteklerine ulaşamamalarına mantıklı açıklamalar getirerek karşılık verirler. Ama çocuklar, çoğu kez, açıklama yapıldığı oranda isyankar davranırlar. Bazen, sadece, bir şeyi ne kadar çok istediğinizi anlayan birinin olması, gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırır.

—Sorular ve öğütler yerine…
- Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
- Anne: Kaybetmediğine emin misin?
- Çocuk: Hayır kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstündeydi.
- Anne: Eğer eşyalarını orada burada bırakırsan ne olacağını bekliyorsun ki! Önceden de eşyaların başkaları tarafından alınmıştı. Bu ilk değil! Sana her zaman değerli eşyalarını sıranın içine koymanı söylüyorum. Senin sorunun beni hiç bir zaman dinlememen!!!
- Çocuk: Üffff…Beni rahat bırak!!!!
- Anne: Küstahlaşma!!!
—Bir sözcükle onaylayın (öyle mi?…hımmm…gibi)…
- Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
- Anne: Öyle mi?
- Çocuk: Tuvalete giderken sıramın üzerindeydi ve biri onu almış.
- Anne: Hııımmm
- Çocuk: Bu üçüncü kalem çaldırışım oldu.
- Anne: Yaaa
- Çocuk: Biliyorum. Bundan sonra sınıftan çıkarken, kalemlerimi sıramın içine koyacağım. Sen bana bunu söylemiştin.
- Anne: Tamam canım…:)

Herhangi bir tarafından sorgulandığı, suçlandığı veya öğüt verildiği zaman, çocuğun yapıcı ve olumlu düşünmesi zordur. Basit bir “yaaa…hııımmm…anlıyorum….” bile bazen çok işe yarar. Bu tür onaylamalar, anlayışlı, sıcak bir “hımm” la da pekiştirildiğinde, çocuğa kendi duygu ve düşüncelerini keşfetmesi için ortam hazırlar ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlar.
Günlük yaşam içinde anne-baba-çocuk üçgeninde yaşanan, “yap”lar, “yapma”lar, ağlamalar, bağırışlar, isyanlar, yüksek ses tonu, kızmalar, küsmeler, cezalar, tehditler…vb. davranış ve tutumlar zaman içinde ilişkileri uzak ve tek yönlü iletiler haline getirebilir. Oysa iletişim, karşılıklı mesaj akışı anlamını taşır. Güç mücadelesine girmek yerine, pratik ve daha az yorucu olan yöntemi seçmeye ne dersiniz?

—Bunun yerine…
- Baba: Banyoda işin bittikten sonra ışığı söndürmeni sana kaç kere söylemek zorundayım!!!
—Durumu anlatın…
- Baba: Banyodaki ışık açık kalmış.

—Bunun yerine…
- Anne: Şu köpeği hala dışarı çıkarmadın. Bir köpeğin olmasını hak etmiyorsun!!!

—Durumu anlatın…
- Anne: Fatoş, Elvira kapının dibinde bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyor.
İnsanlar size nerede hatalı olduğunuzu söylerken, gerekeni yapmak zordur. Yetişkinlerin sorunu dile getirip, açıklık kazandırmaları, çocukların o anda yapmaları gerekeni, kendi kendilerine bulmalarına yardımcı olacak bir ortam hazırlar.
—Bunun yerine…
- Baba: Eğer seni bir daha duvarlara yazı yazarken yakalarsam, sopayı yiyeceksin!!!

—Bilgi verin…
- Baba: Duvarlara yazı yazılmaz. Yazmak için kağıt kullanabilirsin.
—Bunun yerine…
- Anne: Ev işlerine birazcık yardımcı olmak hiç aklına gelmez değil mi?
—Bilgi verin…
- Anne: Şimdi akşam yemeği için sofra kurulmuş olsaydı, gerçekten çok iyi olurdu.
Bilgi verilmesini kabullenmek, suçlamaya katlanmaktan daha kolaydır. Çocuklar, olan biten hakkında bilgilendirildikleri zaman, çoğunlukla yapılması gerekeni anlarlar.
—Bunun yerine…
- Anne: Deminden beri size pijamalarınızı giymenizi söylüyorum. Oysa sizin yaptığınız tek şey, etrafı dağıtmak. TV izlemeye başlamadan pijamaların giyileceğini konusunda anlaşmıştık. Fakat ben buna yönelik davranışta bulunan birilerini göremiyorum…

—Bir sözcükle özetleyin…
- Anne: Çocuklar…PİJAMALARRR!!!!
Ayrıntılardan arındırılmış mesajlar, çocuğun sorunun çözümüne yönelik davranmasını hızlandırır.
—Bunun yerine…
- Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Öğretmen kompozisyonunu nasıl buldu? Matematik yazılısından kaç aldın? Bugün hangi derslere çalışman gerek? Oynamaya çıkacak mısın? Hırkan neden kirlendi? Düştün mü yoksa?….

—Çok fazla soru sormayın…
- Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Selam tatlım. Seni gördüğüme sevindim.
Çok fazla soru, kişinin özel yaşamına fazlasıyla karışılıyormuş hissine kapılmasına neden olabilir. Çocuklar, konuşmak istedikleri zaman onu dinleyecek birinin olduğu güvenini duymak isterler, konuşmaya zorlanmak değil!

Page 84 of 89« First...«8283848586»...Last »

SONYORUMLAR

ÜYEPANELİ

ONLINE

İSTATİSTİK

    • Yazı Sayısı: 1.495
    • Yorum Sayısı: 86