Geçinemeyip ayrılmaya karar veren çiftlerin zihinlerini kurcalayan meselelerden biri de, hatta belki de en önemlisi, çocuklarının geleceğidir. Ayrıldıkları takdirde çocukları ne olacaktır? Anne-babaları ayrılmış çocukların çeşitli problemlerle karşı karşıya kaldıkları bilinen bir gerçek olduğuna göre anne de, baba da çocuklarının mutluluğu için bu ayrılmayı ellerinden geldiğince geciktirmek isterler. Çocuklarının rahat yüzü görmesi için ayrılmaları mı gerektir, yoksa yine onların iyiliği için herşeye katlanıp beraber oturmaları mı doğrudur?
Bu öylesine çapraşık bir durumdur ki, kolay kolay hal çeresi bulmak her zaman mümkün olmaz. Bu, biraz da eşlerin geçimsizliklerinin ne yüzden ileriye geldiğine bağlıdır.
Yuvaların çoğu iki tarafın kendilerine düşen görevi idrak edememesinden ve biraz fedakarlığa katlanmamasından yıkılır. Kadın da, erkek de kendini haklı olarak görür. Ne var ki geçimsizlik yüzünden çatırdayan yuvayı dışardan seyreden biri her iki tarafın da kendilerine düşen görevi yerine getirmediğini görür. Bazı ailelerde erkek mutlak tahakkümü eline almak ister, kadın buna katlanamaz. Sadakatsizlik olaylarında, olayın kahramanı bunu sırf bir başkasına kendini kaptırdığından değil de, karşı tarafı kıskandırmak için yapar ve işin sonunun nasıl sarpa saracağını hiç düşünmez. Bu arada kendini geçici bir maceraya kaptıranlar, ya da evin monotonlaşmış havasından kendini kurtarmak isteyenler de yok değildir. Böyle olunca da o evde artık mutluluk havası, yerini esmeye başlayan fırtına rüzgarlarına bırakmış olur.
ÇOCUK HANGİ TARAFA BAĞLI KALMALIDIR?
Fırtına rüzgarlarının esmeye başlamasıyla da eşler ayrılmak için teşebbüse geçerler. Peki, ama bu durumda varsa çocuğun, ya da çocukların durumu ne olacaktır?
Tanınmış Amerikalı çocuk doktoru Benjamin Spock’a göre anneyle baba ayrılmaya karar vermişse bu yeni durum vakit geçirilmeden çocuğa anlatılmalıdır. Bir ayrılmanın çocuk üzerinde bırakacağı iz, herşeyden önce durumun ustalıkla anlatılmasına bağlıdır. Çocuğu en çok huzursuzluğa sevkeden şey, evin içindeki elektrikli havadır. Çocuk, yine daha önceden olduğu gibi anneyle babaya ait olacaktır ve her ikisini de muntazam görebileceğini öğrenirse yeni durumuna daha kolaylıkla uyar. Ne anne, ne de baba çocuğa birbirlerini asla kötülememelidirler.
Ayrılan çiftelerin her biri çocuğu kendi tarafına çekmek ister. Ama bir çocuk ikiye bölünemeyeceğine göre taraflardan birinin yanında kalacağı muhakkaktır. Çocuğun zihninin, annesinin ya da babasının “kötü insan” olduğu düşüncesiyle zehirlenmesi kadar kötü bir şey düşünülemez. Ayrılan bir çiftin çocuğu da, öteki çocuklar gibi gerek annesine, gerekse babasına inanmak, onları sevmek zorundadır. Çocuğu ayakta tutacak olan şey, bu düşüncedir.
Çocuğun annesinde, ya da babasında kaldığını düşünelim. Çocuk erginlik çağına erdikten, yani çeşitli histerin etkisi altında bazı hareketlerde bulunmaya başladıktan sonra birdenbire, bağlı kaldığı tarafın suçlu olduğunu anlayabilir. Bu sefer bütünüyle öte tarafa dönebilir ki, bu da his dünyasında bir yıkıntı meydana getirir. Her iki taraf da hem çocuğun hem de kendilerinin selameti uğruna çocuklarını kendi taraflarına çekmekten çok, iki tarafta da tutmaya gayret etmelidirler.
AYRILIK KARARI ÇOCUĞA NASIL ANLATILMALIDIR?
Bu, herşeyden önce çocuğun yaşına ve öğrenmek istediği şeye bağlıdır. Eğer çocuk küçükse durum şu şekilde izah edilebilir. “Sen karşı komşunun oğlu Ahmet’le nasıl kavga ediyorsan, biz de babanla öyle kavga ediyoruz. İkimiz de rahat etmek için ayrı ayrı evlerde oturmaya karar verdik. Ama baban yine senin baban, ben de hep annen olacağız.”
Küçük bir çocuk kavga etmenin ne demek olduğunu anlayabildiği için böyle bir anlatım tarzı onu tatmin edecektir. Fakat yaşça biraz daha büyük bir çocuk daha makul sebepler isteyecektir. Çocuk tatmin edilmeli, zihninde karanlık kalmış noktalar bulunmamalı, fakat taraf tutmasına asla meydan verilmemelidir.
Kavgasız, münakaşasız ev olmaz derler. Bu bir dereceye kadar doğrudur. Anne-babalann çoğu sık sık birbirleriyle münakaşa etmek istedikleri halde bunu çocuğun önünde yapmamak için kendilerini tutarlar. Şiddetli kavgaların çocuklardan gizlenmesi yerinde bir harekettir, ama çocuk buna rağmen evdeki gergin havayı hisseder. Evin içinde bazı tatsız olayların meydana geldiğini sezer. Kavganın ortasında kapı açılıp da içeriye çocuk giriverirse, çocuğu azarlayıp odadan dışarıya kovmak çok yanlış bir hareket olur. Çocuk hangi yaşta olursa olsun, kavganın, kavga olduğunu anlar. Ama şu da varki kavganın bir yere kadar tabii birşey olduğunu, herkesin sırasında kavga etmek ihtiyacında olduğunu anlaması gerektir. Anne-baba çocuğu dışarıya kovacakları yerde, ona münakaşa etmekte olduklarını biçimiyle anlatmalıdırlar. Çocuk her anne-babasının sırasında kavga ettiklerini, ama buna rağmen yine de birbirlerini sevdiğini anlamalıdır.
ÇOCUK HANGİ TARAFTA KALMALIDIR?
Hiç bir zaman, annenin, ya da babanın yanında kalmalıdır diye kesin bir cevap verilemez. Bu anneyle babanın bu konuda anlaşmasına, yada mahkemede yargıcın vereceği karara bağlıdır, önemli olanı, çocuğun bu yeni durumda annesini de, babasını da kaybetmediğini kesinlikle bilmesidir. Tabii, hangi tarafta daha iyi bakılacak, eğitilebilecekse o tarafta kalması onun için çok daha iyi olur. Eğer anneyle babanın evleri birbirinden bir hayli uzak olup, çocukda annesiyle birlikte oturuyorsa, küçüğün hafta sonları veya tatillerde babasına olup, çocuk da annesiyle birlikte oturuyorsa, küçüğün hafta sonları veya tatillerde babasına ortaya çıkmadıkça asla geriye bırakılmamalıdır.
Psikologlar çocuğun 6 ay annesinde, 6 ay babasında kalmasının çok zararlı olduğunu önemle belirtmektedirler. Çocuk tam annesinin ortamına alışacağı sırada babasının yanına giderse, bu, çocuğun bocalamasına yol açar. Yine tam babasının ortamına alışacağı sırada da annesine gönderilme vakti gelince bu bocalama yine tekrarlanır. Hayatındaki bu ikilik çocuğu yarım bir insan haline sokar. Çocuk aslında nereye ait olduğunu bilemez bir hale gelir.
Gerek, anne, gerekse baba, çocuğunu yanında bulundurduğu sürece ona, ayrılmalarına karşı tarafın sebep olduğunu fikrini aşılamamalıdır. Çocuk aleyhinde konuşulan tarafa gittiği zarftan rahat yüzü göremez, sonunda her ikisine karşı nefret duymaya başlar.
Eğer çocuk,”Ben annemin yanında kalacağım!” ya da “Ben babamdan başkasının yanında kalamam,” diyerek direnirse, onun bu isteği gözonünde bulundurulmalıdır.Ama yine de devamlı aynı yerde kalmasına müsaade edilmemelidir. Aklı başında bir anne ve baba bu konuda kavgaya tutuşacakları yerde, çocuğun iyiliği için aralarında anlaşma yoluna gitmelidirler. Ancak bu şekilde hareket edildiği zaman ayrılmalarının çocuklarının üzerindeki yıkıcı etkiyi hafifletmiş, hatta ortadan kaldırmış olurlar. Unutmamalıdırlar ki çocuk ikisinin çocuğudur, ilerde onun, “Ne yapalım, insan anne ve babasını kendi seçemiyor ki,” demesine meydan vermemelidir.
