ALYUVARLAR
KAN: Her bedende 5 ile 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar, vücut ağırlığının ortalama % 7-8′ini oluşturur. Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96500 km’lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu, dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur. Dahası bu hücreler sürekli yenilenir. Vücutta günde 260-400 milyar kadar kan hücresi üretilir.
Bir damla kanda yaklaşık 250 milyon alyuvar, 400 bin akyuvar ve milyonlarca trombosit bulunmaktadır. Bu geniş topluluğun her üyesi son derece önemli görevlere sahiptir.
ALYUVARLAR
Kırmızı kan hücreleri, yani alyuvarlar, kanda en fazla bulunan hücrelerdir. Bir damla kanın % 99′unu alyuvarlar oluşturur. Bu hücreleri bir halı gibi yere serme olanağı olsa, 3.800 km2′lik bir alanı kapladıkları görülür. Görevleri ise hücrelerin yaşaması için en gerekli olan malzemeyi, yani oksijeni taşımaktır. Alyuvarlar bununla kalmayıp, bedeni temizlemek için hücrelerde birikmiş olan karbondioksiti de kalbe geri iletirler.
Alyuvarlar, sürekli olarak vücut içinde devriye gezer, ihtiyaç tespit eder ve olağanüstü bir durumla karşı karşıya kaldıklarında da tedbir alırlar. Örneğin; oksijeni bırakma işini, çok çalışan ve oksijene acil gereksinimi olan bir dokunun yanından geçerken yaparlar.
Hemoglobin
Kana kırmızı rengini veren hemoglobin, insan bedenini oluşturan sayısız molekülden sadece bir tanesidir. Görevi; vücudun yaşamasını sağlayan oksijeni dağıtmak, vücuttan atılması gereken karbondioksiti toplamaktır.
Yüksekçe bir dağa tırmanırken vücudumuzda bazı değişiklikler meydana gelir. Gitgide halsizleşir, bitkin düşer, hatta bayılabiliriz. Çünkü beden, yaşamını devam ettirebilmek için yeterli oksijen alamamaktadır. Zira atmosferdeki % 21′lik oksijen, yer çekiminin etkisiyle alt tabakalarda yoğunlaşır, üst tabakalara çıkıldıkça oksijen azalır. Ancak insan vücudunda meydana gelen bu sorun, Allah’ın insan bedenine verdiği bazı destek özellikler sayesinde çözülür. Öncelikle vücut alarma geçer. Vücudun ilk önlemi, kritik dokuların, özellikle beynin, düzenli bir şekilde çalışması için yeteri kadar oksijen alıp almadığını kontrol etmektir. Beyin, vücudun aldığı oksijenin % 20’sini kullandığından, bedenin başlıca korunması gereken bölgesidir. Solunum ve kalp damarlarını meydana getiren sistem tamamen bu görevi yerine getirecek şekilde yaratılmıştır. Kalbin yakınlarındaki kan damarlarından birçoğu, oksijen basıncındaki düşmelere karşı çok hassas biyolojik terazilerle donatılmıştır. Sinir hücreleriyle uyarılan akciğer kasları faaliyetlerini hızlandırır ve daha fazla havanın akciğerlere gitmesi için soluk alıp verme oranını artırırlar. Yüksek bir ortama ilk çıkıldığında nefes nefese kalmanın nedeni budur. Bu sırada kendine has kimyevî sayaçlarla donatılmış olan beyin, oksijen bakımından zengin olan kanın vücut dokularına daha çabuk ulaşması için kalbe daha güçlü ve hızlı atması yönünde mesajlar gönderir.